27 Kasım 2013 Çarşamba

mööcük


Kurbağa bir inek görmüş çayırda, Bayılmıs boyuna posuna. Kendisi yumurta kadar yok, İlle de ineğe benzeyecek: Ikınmış, sıkınmış, gerinmiş, Kabardıkça kabarmış, şiştikçe şişmiş. Bir yandan da dişisine sorarmış:
— Nasıl, hanım, inek  kadar oldum mu?
— Nerde, demiş hanım.
— Al öyleyse, demiş, Biraz daha şişmiş:
— Şimdi nasılım?
— Vazgeç bu sevdadan canım.
— Sen dur hele, demiş bücür kurbağa, Şişmiş bir daha, bir daha.
Derken çat demiş çatlamış!




26 Kasım 2013 Salı

Şartlanmışlık

 
Fili ayağının birinden bir ağaca bağlamışlar zinicirle. Fil önceleri direnmiş ama önüne sistematik olarak yiyeceğini de getiriyorlamış. Fil ayağını kurtarmaya çalıştıkça yemeğini koymuşlar önüne. Bir süre sonra fil bu durumu kabullenmiş, hiç ayağını kurtarmaya çalışmamış. Fil ağaca mahkum olmuş.
Bir fil kaç ton?Bir ağacı yerinden sökebilecek ağırlığa, güce ve dirayete sahip di mi?
ve bu fil ayağını zinicirden kurtaracak güce sahip iken hiç kurtulamamış o zincirden…
kurtul-a-mamış mı, kendi mi kurtulmamış?
Bu araştırma bize önüne konan yemekle şartlanan fili yani zihnimizde kendimize koyduğumuz ya da izin verdiğimiz zihinsel kalıplarımızı gösteriyor aslında..Kendi kendimizi bu şartlanmışlıklarımızla nasıl esaret aldığımızın çok güzel bir örneği..Yaşamda da bizler de öyle değil miyiz?
Sınırlarımızı kendimiz koyuyoruz, inançlarımızla…
Şartlarımız var kendimize belirlediğimiz..
Özgürüz zannediyoruz ancak tüm bunlarla özgür bir zihin midir bizde var olan?
Sınırımız nerede başliyor, nerede bitiyor, nasıl tanımlıyoruz onları?
Zihnin mi sana, sen mi zihnine hizmet ediyorsun?
Bir kağıt al, tam ortasına bir nokta koy, noktanın etrafına bir çember çiz..
Bak bakalım çemberin çapı kısa mı uzun mu?
Şimdi sor kendine;
Ortadaki senin, etrafındaki çemberi daha da genişletmek için tam olarak neye ihtiyacı var?

Filler

 
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde;
develer tellal, pireler berber, karınca dülger iken;
eski hamamın tası yok,
peştamalın ortası yok . Falan filan karıncayı nallayıp
sırtına palan vuran,
duydun mu sen hiç böyle yalan?
O yalan, bu yalan, fili yuttu bir yılan.
Heybenin gözünden camız yavrusu düştü.
Eşeğe binip deveyi kucağına alan ağalar,
söyleyin bakalım bu damı yalan?
Yalanı yuhalayalım hadi bakalım masala başlayalım
 
Kare şeklindeki kağıdımızın içindeki kareleri rengarenk suluboya ile boyadık.
Sonra gerekli yerlerinden kestik ve katladık . Gözünü pullarla yaptık . Ve işte bu güzel filler ortaya çıktı.

25 Kasım 2013 Pazartesi

Dünyanın Bütün Çiçekleri


DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün
çiçeklerini buraya getirin!"
Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin...ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.


             Ceyhun Atuf KANSU



24 Kasım 2013 Pazar

Başöğretmen



24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e
"Millet Mektepleri Başöğretmenliği" ünvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu ünvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi' nin yayınlanması ile resmileşmişti.
Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılından itibaren  Başöğretmenimiz önderliğinde
"Öğretmenler Günü" olarak kutlanmaktadır.

Öğretmenler Günü

 
 Dünyanın en kutsal mesleğini yapan eğitim emekçisi bütün öğretmenlerin günü kutlu olsun

Şaşkın Baykuş


Kahverengi paket kağıdı (saman kağıdı)  , karton ve oluklu karton kullanarak yaptığımız bu sevimli baykuşlar nasıl da şaşkın şaşkın bakıyorlar .

21 Kasım 2013 Perşembe

Güzel Evim


Tuvalet kağıdı ruloları ve renkli kağıtlarla işte bu sevimli evleri yaptık kestik yapıştırdık, katladık. Mutlular mahallesi sakinleri bu evlerde yaşıyorlar.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Çocuk Gözüyle

 
 
Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.
 
Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...
Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu, o da
 
"Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.
 
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu:
 
"Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?
 
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:
 
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."
 
'Alıntı '
 

Natürmort


 Bugün miniklerimle yine çok eğlenceli bir şey yaptık.Hani şu masalda arabaya dönüşen balkabağını bir güzel boyadık kestik ve kartona yapıştırdık. Bizim kabaklar arabaya dönüşür mü bilmem ama yine güzel şey başardınız sizinle gurur duyuyorum meleklerim.


19 Kasım 2013 Salı

Yağmurda Dans

 Ne zaman şemsiye ile ilgili bir etkinlik yaptırsam aklıma Singing İn the rain adlı müzikal gelir .Filmdeki aktörün yağmurda dansı , çocukların yaptığı resimlerdeki yüzler gibi eğlencelidir.
 

18 Kasım 2013 Pazartesi

Üstüme yağma ama

 
 

Yağ yağmur çimene, yağ yağmur ağaca
         Yağ yağmur dama , üstüme yağma AMA

En son yaprak da dökülmüş

 Bayrak yarıya çekilmiş
Atatürküm öldü diye
En son yaprak da dökülmüş
Atatütküm öldü diye

Sürü yas tutmuş ovada
Kuşlar susmuşlar yuvada
Rüzgar esmez olmuş dağda
Atatürküm öldü diye

Irmaklar yaslı çağlamış
Ağaçlar sessiz ağlamış
Vatan karalar bağlamış
Atatürküm öldü diye
 
 
 

 

14 Kasım 2013 Perşembe

Kutsal Bir Ateşim

Ülkemin karanlık ufuklarından doğan en parlak güneşsin, ilelebet batmayacak.
 

 
Tükenir elbet gökte yıldız, denizde kum tükenir
Bu vatan bu topraklar cömert
Kutsal bir ateşim ki ben sönmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez
Ben de etten kemiktendim elbet
Ben de bir gün geçecektim elbet
İki Mustafa Kemal var iyi bilin
Ben işte o ikincisi sonsuzlukta
Ruh gibi bir şey görünmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez

 

Kocatepe'den


 
Sana borçluyuz ta derinden
En büyüğü Mustafa Kemal’lerin!

Davullar, zurnalar, döğende
Biz seni hatırlarız!

Binip trene gezende
Biz seni hatırlarız!

Önce adını öğrenir çocuklarımız
Eli kalem tutup yazanda.

Binler yaşa, yurdumuza hizmeti büyük
Kemal Paşa! Ölümsüz insan! Şanlı Atatürk!

Cahit KÜLEBİ

12 Kasım 2013 Salı

Çelenk

Bugün miniklerimle bu güzel çelenkleri yaptık . Çelengin çiçeklerini grafon kağıdıyla kalemle buruşturarak yaptık. Çok emek harcadılar ama yaptıklarına değdi.


11 Kasım 2013 Pazartesi

Anıtkabir

    

Anıtkabir; Ankara’da Atatürk için yaptırılmış olan anıt niteliğinde kabir.
Ankara kentinin, kaleden sonra en yüksek yeri olan Rasattepe’dedir.
Atatürk 10 Kasım 1938′de İstanbul’da öldüğü zaman cenazesi Ankara’ya götürülmüş, geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi’ne konmuş, Atatürk’e lâyık bir mezar yapılabilmesi için de uluslararası bir proje yarışması açılmıştı. Yarışmayı Türk mimarlarından Emin Onat ile Orhan Arda’nın ortaklaşa yaptıkları proje kazandı.
Anıtkabir’in yapımı 1945′te başladı, 1953′te tamamlandı.
 Atatürk’ün naaşı, 10 Kasım 1953 günü. bu ebedi istirahatgahına getirildi.
Fikirleriyle , çizdiği aydınlık yol ile yüreğimizde kurduğu Cumhuriyet'le sonsuza dek yaşayacaktır.

10 Kasım 2013 Pazar

7 Kasım 2013 Perşembe

Yapraklara Üfledik

 Suluboya ile üfleme tekniği kullanarak yaptığımız yapraklar harika oldu. Sanki Yağmurda ıslanmış izlenimi verdi


6 Kasım 2013 Çarşamba

Bir Salkım Sevinç

Miniklerimle zaman zaman, kahvaltı saatlerimizi geçirdiğimiz yeni yerimizde ,sanat etkinliklerimizi de yapıyoruz. Buna çok sevinen çocuklarım , daha bir keyifli yapıyorlar etkinliklerini.
 Hele bir de suluboya kullanıyorsak değmeyin keyfimize.






Kızılay

KIZILAY, SAVAŞ ALANINDA YARALANAN YA DA HASTALANAN ASKERLERE HİÇBİR AYRIM GÖZETMEKSİZİN YARDIM ETMEK ARZUSUNDAN DOĞMUŞTUR.
11 Haziran 1868 tarihinde "Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti" adıyla kurulan Kızılay,
1877'de "Osmanlı Hilali Ahmer Cemiyeti",
1923'de "Türkiye Hilaliahmer Cemiyeti",
1935'te "Türkiye Kızılay Cemiyeti" ve
1947'de "Türkiye Kızılay Derneği" adını almıştır. Kuruluşa "KIZILAY" adını büyük önder Atatürk vermiştir.

Kızılay'ın alameti, beyaz zemin üzerinde karşıdan bakarken sola doğru açık kırmızı "ay" dır. Yalnız Kızılay bayrağında "ay"ın açık yüzü bayrak direğinin tersine doğrudur.
Kızılay alameti, Devletler Hukuku'nun ilgi hükümleri gereğince, savaş zamanında silahlı kuvvetlerin sağlık servisleri ile o hükümlerin belirlediği kişi ve kuruluşlar için "koruyucu ve belirtici işaret" olarak kabul edilmiştir. Bunlar dışında kalan hiçbir kişi, kurul ve kurum, savaşta tarafsızlık ve dokunulmazlık timsali olan bu işareti kullanamaz.
Kızılay, 1876 Osmanlı- Rus Savaşı'ndan 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'na kadar geçen süre içinde, Türkiye'nin taraf olduğu tüm savaşlarda, cephe gerisinde kurduğu seyyar ve sabit hastaneler,hasta taşıma servisleri,donattığı hastane gemileri, yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hasta bakıcılar aracılığıyla savaş alanında yaralanan ya da hastalanan on binlerce Mehmetçik'in dost ve düşman askerinin bakım ve tedavisine yardımcı olmuş, Türk olsun düşman olsun savaş esirlerine gereken insancıl yardımları yapmış; savaştan etkilenen sivil halkın bakımı ve korunması için çaba göstermiş; I Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul'da görülen büyük kolera salgınından bu yana yurdumuzda ortaya çıkan doğal afetlerde felaketzedelerin bakımını, barınağı ve beslenmelerini sağlamış, uluslararası yardım faaliyetlerine katılmış; hemşirelik eğitimi, ilkyardım ve kanla ilgili hizmetler alanında öncülük yapmış, korunmaya gereksinen pek çok vatandaşımıza gereken sosyal yardım ve hizmetleri sunmuştur.
Kızılay'ın amacı, her nerede görülür ise , hiçbir ayrım yapmaksızın insanın acısını önlemeye veya hafifletmeye çalışmak, insanın hayatını ve sağlığını korumak, onun kişiliğine saygı gösterilmesini sağlamak ve insanlar arasındaki karşılıklı anlayışı, dostluğu saygıyı, işbirliğini ve sürekli barışı getirmeye uğraşmaktır. Kızılay ihtiyaç anında dayanışmanın,ıstırap anında eşitliğin, savaşın en kızgın anında insancıllığın, tarafsızlığın ve barışın simgesidir.
Kızılay, Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Topluluğu'nun temel ilkelerini paylaşır. Bunlar; insaniyetçilik,ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık,hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik ilkeleridir.
Kızılay, tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşudur.
Kızılay'ın teşkilatı, Genel merkez ve şubelerden oluşur. Kızılay'ın Genel Müdürlük teşkilatı dışında kalan bütün kademelerindeki görevler fahridir
'Alıntı'

Sevimli Balık

sevimli balık denizde, kıvrıla kıvrıla yüzüyor.
Balıkçı hasan geliyor ,oltasını atıyor.
Sevimli balık dinle, sakın yemi yeme .
Balıkçı seni tutacak sepetine atacak
tavada kızartacak
sevimli balık kaç kaç .

3 Kasım 2013 Pazar

Tavşan Bana Baksana

tavşanım tavşanım minik tavşanım
tavşanımın ayağında patikleri
 eskimiş yırtılmış tavşanım ağlar
tavşan bana baksana tiki tiki yapsana
bak avcı geliyor çabucak kaçsana

Öne Çıkan Yayın

Selam Dostlarım. Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum. Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle...