30 Ağustos 2015 Pazar

Yalnızlığa Dair

Birine bağlanamayacak kadar
       kalabalık yalnızlıklarım
        var benim .  Tigris

23 Ağustos 2015 Pazar

Gezi Kitapçığı

İstanbul'dan döneli neredeyse 1 hafta olacak ,bloğumu günlerdir ihmal ettiğimi biliyorum ve ancak yazma fırsatı bulabiliyorum. Evimi Eskişehir'i çok özlemişim. Güzel yerler gördüm , güzel şeyler yaşadım ama insanın evi memleketi hepsinden değerli. Evimde yeterince zaman geçiremedim birazcık özlem giderebildim. Harıl harıl yazı , fotoğraf işine daldım. İki sene önce gittiğimiz karadeniz turunda geçirdiğimiz günleri babam kaleme almış ve küçük bir kitapçık haline getirmiştik. Eve kim gelse, gezdiğimiz yerlerin güzelliğini bu kitaptan gösterip , geçirdiğimiz güzel anları tekrar tekrar yaşıyorduk. Bu sene de aynı şeyi biraz daha kapsamlı olarak yapıyoruz. Tabi ben bol bol fotoğraf çekince onları düzenlemek de haliyle bana düşüyor. Bloğumda gittiğim yerlere dair yazdıklarımın  da  çok beğenilip kitapçığa eklenmesi benim için ayrı gurur kaynağı oluyor. Sonuçta gelecek yıllarda güzel anlarımızı hatırlatacak bir belge niteliğinde nur topu gibi bir kitapçığımız daha oldu. Herkese de tavsiye olunur.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Boğazda Bir Gece

13 Ağustos Perşembe yoğun tempoda geçeceğini düşündüğüm bir güne uyanıyorum. Tatil nedeniyle öğleye doğru güne başlayınca vaktin çabucak geçmesi ,iki ayağımızın bir pabuca girmesine neden oluyor. Kan ter içinde bindiğimiz araba ,bir saat onbeş dakikalık yolculuktan sonra ,bizi  akşamüstü Eminönü İskelesine getiriyor. İş çıkış trafiğine yakalanmadan geldiğimiz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Nöbetçi Bayan Hakimler adına düzenlenen  boğazda yemekli tekne turu , yengem ve onun değerli hakim arkadaşları Şule hanım, Tülay hanım Buket hanım , ve İstanbul'un diğer adliyelerinden  katılan Hakim hanımlardan oluşan yaklaşık elli kişilik gruptan oluşuyor. Akşam üstü serinliğinde çıktığımız tur gecenin ilerleyen saatlerine kadar yemek , müzik eşliğinde devam ediyor.  yiyip içip , gülüp söylediğimiz, hoş sohbetler ettiğimiz bol keyifli gecede  İstanbul Boğazı'nın eski bir dosta bakar gibi sevecen  ve bir o kadar güzellikteki eşsiz  manzarasını  fotograf karelerinde ölümsüzleştiriyoruz. Yemekte İstanbul Başsavcısı sayın Hadi Salihoğlu'nun misafiri olduğumuzu öğrenmek yüzümüze yayılan tebessümün sebebi oluyor. Eski İstanbul günlerinde  boğazda mehtaba çıkan sandallardan birinde olduğumu düşleyerek   anın keyfine varıyorum. gecenin geç saatinde eve döndüğümde,unutulmayacak bir gece , boğazın güzelliklerini ölümsüzleştirdiğim bir kaç kare ve birbirinden değerli üç  hakim Hanım'ı tanıma Şansı yakalamak bugünkü payıma düşen güzellikler oluyor.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Edirne'ye Doğru

İstanbul'da dolu dolu ve bir o kadar  da hızlı geçen 8 güne bugün de Kırklareli ve Edirne'yi sığdırdık. Trakya'yı hep merak eder , tv de gördüklerimle yetinemezdim. Öğlen çıktığımız yolculukta ilk durağımız kendi halindeki sessizliğine gömülmüş küçük bir şehir olan Kırklareli oluyor. Haliyle buradaki molamız da kısa tutuluyor. Yarım saatlik dinlenmenin ardından Edirne'ye doğru yolumuz devam ediyor. Alabildiğine günebakan tarlalarından geçen yol bizi sonunda Mimar Sinan'ın Ustalık kelimesinin hakkını verdiği Muhteşem "Selimiye Camii " ile buluşturuyor. Cami
nin  avlusu bütün asaletiyle ile bizi karşılıyor. Bir mabedin size sunabileceği huzurun doruğunda kubbenin ihtişamlığı karşısında gözlerimi alamıyorum. Buraya gelmeden önce duyduğum bazı rivayetleri hatırlıyorum. Müezzin mahfilinin dokuz ayağından birinde ters laleyi görmek mümkün. Ki bunula ilgili bir çok rivayetler var ; Mimar Sinan'nın Camiyi yaptığı yerde daha önce lale bahçesi olduğu ve zorla ikna edilen sahibine gönderme yapmak için ters lalenin konulduğu. Bu rivayetlerden sadece birisi.4 minareli caminin her minarede üçer tane şerefesi bulunmakta . Bu da  ikinci Selim'in Osmanlı'nın onikinci Padişahı olduğu anlamındadır. Minarelerin üç şerefesine üç ayrı merdivenle çıkılırken aynı anda çıkan üç kişinin birbirini görememesi Sinan'nın ustalığının başka bir ispatıdır. Bir çok yabancı mimarın bu muhteşem eserden yola çıkarak günümüz mimarisinde  Mimar Sinan'nın kullandığı teknikleri örnek almışlar.Yine bu camiye ait rivayetlerden birisi , caminin yapımı sırasında birgün çocuğun biri caminin minarelerinden birine bakarak "şu minare eğri" dediğini duyan Mimar Sinan işçilerden bir halat ister ve minareye halatı bağlatır. İşçilerden halatı çekmelerini söyler ve çocuğu yanına çağırarak minareye bakmasını söyler. Minare düzelince tamam demesini ister. Ve işçiler anlam veremeden halatı çekmeye devam ederler. Çocuk "tamam düzeldi" diye bağırınca Sinan ustalar dönerek ince zekasının ürünü şu sözleri söyler. " çocuğun aklındaki eğri kavramını silmek gerekirdi. Yoksa bu kulaktan kulağa dedikodu olarak yayılırdı ve halk arasında caminin minaresi eğri inancı doğardı" camiden istemeyerek de olsa ayrılmak zorundayız. Çünkü daha göreceğimiz yerler var. Caminin hemen yanındaki Selimiye Arastası'ndayız. Burası kapalı çarşı tarzında küçük dükkanlardan oluşuyor . Rengarenk ve mis kokulu meyve sabunları, Edirne ve Selimiye Camii temalı hediyelik eşyalar, aynalı süpürge vb. şeylerin satıldığı tarihin izlerini taşıyan mekan bütün albenisiyle karşımızda.meyve sabunları ve  aynalı süpürgelerden almadan geçmiyoruz.
Aynalı süpürge bir zamanlar genç kızların olmazsa olmazı çeyizlerindenmiş. Ama şimdilerde süpürge ustalarının, teknolojiyle birlikte evlerde elektrik süpürgelerinin kullanılması nedeniyle , her geçen gün sayıları azalmış ve artık süpürgelerin minyatürü yapılır olmuş. Havanın bunaltıcı derecede sıcak olması yürümemizi güçleştiriyor. Karaağaç'ta ceviz ağaçlarının serinliğinde soğuk bir içecekle kendimize geliyoruz. Akşam üzeri karnımızın zil çalması bize acıktığımızı hatırlatıyor. Edirne'ye özgü ciğer tava burada yenmesi tavsiye edilen yiyeceklerin başında geliyor. Edirne çarşısında bu işi en iyi yapan lokantanın olduğunu biliyoruz ancak oraya dönme şansımız olmadığı için Meriç nehri kıyısında bir restauranta oturmayı uygun buluyoruz. Beni tanıyanlar ciğerle aramın olmadığını çok iyi bilirler. Ben köfte yemeyi tercih ediyorum, geri kalan herkes büyük bir keyifle ciğerlerini yiyorlar. Akşamın serinliğinde Meriç nehri daha bir ayrı güzellik sunuyor.  Her yeri tarihten bir iz taşıyan Osmanlı'nın başkentliğini de yapmış Edirne'yi bir güne sığdırmanın imkansız olduğunu bilerek  dönüşe geçiyoruz çünkü yolumuz uzun. Meşhur Kavala kurabiyesi ve badem ezmesi de alarak  yola koyuluyoruz. 

11 Ağustos 2015 Salı

Büyükçekmece'de Şenlik Var

Kaç gündür fırsat bulup festivalin son iki gününü yazmadım. Dolu dolu geçen cuma ve cumartesi günü unutulmayacak konserler ve gösterilere sahne oldu.

 Cuma günü MFÖ konserinin olması hepimizi heyecanlandırdı. Ki herkes bizimle aynı fikirde olduğu için yer bulmanın imkanı yoktu. Coşkun alkış seli eşliğinde geçen 1 saat olağan üstü performansın sergilendiği gerek görsel gerekse müzikal anlamda unutulmaz anlara tanıklık etti Büyükçekmece .
   Cumartesi günü final yapılacağı için bunu kaçırmak istemedik . Akşam yine Büyükçekmece Kültür Parkı'ndaydık. Her ülkenin halk oyunlarının sergilendiği muhteşem akşam , TRT Avaz kanalında canlı yayınlandı. Büyükçekmece Belediyesi Tarafından Kore'de bir şehrin belediye başkanı tarafından hediye edilen kuş gökyüzünde ışıklar saçarak barışın simgesi olarak hepimize mesaj verir güzellikteydi. Final konfeti yağmuru ve Havai fişek gösterileriyle yapıldı. Sahneden bütün ülkelerden gelen konukların rengarenk kostümleri ile tam bir renk cümbüşü sunuyordu gözlerimize. Dilimizde her gün dinlemekten ezberlediğimiz "Büyükçekmece'de şenlik var , haydi getir rengini sen de , haydi getir sevgini sende ırmak olalım taşalım" Festival şarkısının sözleri , bir sonraki festivalde yine burda olmak umuduyla ayrılıyoruz.

7 Ağustos 2015 Cuma

Festival 2

Düne dair notlarımın arasında koca bir günü bir alış veriş merkezinde öldürüp yorgun argın, iş çıkış saati trafiğini de düşünerek erken eve dönüyoruz . Akşam Büyükçekmece Kültür ve sanat festivalinin konserindeyiz yine
. Bu defa sahnede Arzu Şahin , Suzan Kardeş ve Selçuk Balcı var. Güzel anların yaşandığı konserin ardından , el sanatları standlarını yeniden gezme şansımız oluyor. Japonya, Yunanistan, Makedonya , Macaristan, Özbekistan, Tunus gözüme çarpan ülkeler oluyor. Türkiye'nin çeşitli illerinden katılan el sanatlarımızı sergileyen standlarına da ilginin yoğun olduğunu gözlemliyorum.
Geçen hafta İzmir Nazarköy'deki nazarboncuk standını görmek yüzümü güldürüyor. Ebru sanatı ile yapılmış ipek fularları ve yapılışını büyük bir heyecanla izliyorum. Dokumacılık, dericilik, ahşap oymacılığı,  sedef kakma , gümüş işçiliği , bakır işçiliği , üfleme cam sanatı standları ülkemizin kültürel değerlerinden birkaçı olarak sunulmuş. Küçük hediyeliklerle kendimi ödüllendirerek eve dönüşe geçiyoruz .

6 Ağustos 2015 Perşembe

Büyükçekmece Festivali

Yorucu bir otobüs yolculuğundan sonra gece nihayet abimin evindeyiz. Denizin muhteşem manzarası
herşeye değer.Günü evde dinlenerek geçiriyoruz. Akşam terasta barbekü partisi hem leziz tadlar hem de muhteşem görüntüler eşliğinde taçlanıyor.  16.Uluslararası  Büyükçekmece kültür ve sanat festivali   nedeniyle Şevval Sam'ın konseri olduğunu öğreniyoruz. Eve çok yakın mesafedeki konser alanında yengemlerin özel davetli olması nedeniyle protokoldeki yerimizi alıyoruz.Yabancı ülkelerin katıldığı festivalde önce onların dans gösterilerini izliyoruz. Sonra  Şevval Sam'ı canlı olarak izleme şansı beni mutluluğun ötesinde güzelliklere sevk ediyor. Şarkılarına içtenlikle katılıp çok mutlu iki saat geçiriyoruz. Ülkemde her yönüyle dopdolu , böyle bir sanatçının olması beni gururlandırıyor. Konser sonunda Kurşunlu Han'da açılan yabancı milletlerin ve ülkemizin çeşitli illerinin el sanatları ile ilgili satış standlarını geziyoruz. Vaktimizin kısıtlı olması nedeniyle fazla ayrıntılı inceleme şansı bulamadığım standlara en kısa zamanda yeniden gelmek umuduyla Japon rüzgar çanı ve Ukrayna bez bebeği alarak ayrılıyorum. 

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Yine yeni yeniden Mim


Yine bir mim etkinliğinde olmaktan mutluluk duyarak başlıyorum güne. Bu seferki Mim'e sevgili Tuğba Doğan  dahil etmiş beni. Ve herkesin 10 tane blogger arkadaşını mim etkinliğine davet edip yeni blogların keşfedilmesini amaçlamış. Kendisine çok teşekkür ederek sorularını zevkle cevaplıyorum.
  1- Blogger denilince aklınıza gelen 3 şey nedir?
     Blogger denilince ilk olarak aklıma kendim geliyorum. Çünkü çevremde blogla ilgilenen tanıdığım biri yok. İkinci olarak diğer bloglarda sıkça rastladığım ürün reklamları ve en son olarak da Blogger dostlarım geliyor.
  2-  Kişisel blogları mı , yoksa gezi , Güzellik ve moda bloglarını mı Tercih ediyorsunuz?
       Kişisel blog yazarı olarak benim tercihim kişisel bloglardan yana ancak , sevdiğim moda ve gezi blogları da var.
   3- Blogger olmanızda Etkili olan en önemli şey nedir?
       1 ocak 2013 de " minik meleklerim" adıyla başladığım yolculukta öğrencilerimle geçirdiğim günleri anlatan bir blog olmak en önemli isteğimdi. Sonrasında yazacak çok şeyimin olması hayatımdan kesitlere yer vermem nedeniyle " Cafe Tigris" olarak yola devam kararı aldım.
    4- Örnek aldığınız bloggerler var mı ?
       Özgün bir kişiliğe sahip olduğum için hep özgünlükten yana oldum hayatımın her alanında , örnek almasam da çok sevdiğim blog dostlarım var.
    5- Şu anki mesleğin nedir veya hangi mesleği seçeceksin?
       Ben anaokulu öğretmeniyim.
    6- En sevdiğin blogger arkadaşlarını yazmanı istiyorum desem ?
        Funda Ceyhan , Renkli Pasta Sepeti (ki bana çok uğurlu gelen arkadaşımı çok seviyorum. Ona uğurum diyorum çünkü onunla tanışmamdan sonra hayatımda çok güzel şeyler oldu. izleyici sayım 30 'dan 206 ' ya çıktı. ) yazılarını büyük bir keyifle okuduğum Hayatım ve Hatıralarım sevdiğim bir kaç blogger dostlarından.




4 Ağustos 2015 Salı

Çanakkale İçinden

Pazar öğleden sonra yine yollardayız . Bu sefer küçüm abimlere misafiriz . Akşam güneşinin kızıllığında Çanakkale Boğazı'nın müthiş manzarası bizi karşılıyor.  Küçük Yumurcağın hasta olması ve gece ateşlenmesi bizleri korkutuyor. Öğleden sonra kendine gelmesiyle bizim de keyfimiz yerine geliyor.
Akşam üstü Çanakkale Kordon'da tatlı bir serinlik bize yol gösteriyor. İskeleden kalkan feribotlar , kayıklar uzun beyaz duvaklı bir gelin edasında suda süzülüyorlar. Truva atı ve saat kulesi resim karelerinde yerini aldıktan sonra Yalı Han' da kahvelerimizi yudumluyoruz . Bu seferki tercihim mentollü kahveden yana oluyor. Damağımda hoş bir ferahlık veren kahveye hanın Üstünü kaplayan ağacın serinliği de ekleniyor.
Dönüşe geçerken küçük yumurcağın doğumgününde(15 Ağustos) bir arada olmayacağımız için akşam doğum günü kutlaması için yaş pasta ve onu mutlu edecek hediyelerimizi alıyoruz . Evdeki küçük kutlama sonrasında tatlı sohbet eşliğinde yenen pasta ve küçük yumurcağın sevinçle hediyelerini açması hepimizi mutlu ediyor. Yorgunluktan herkes yatağna çekiliyor . Yarın yine yolcuyuz . Bu sefer İstanbul . İstanbul bekle geliyorum .

2 Ağustos 2015 Pazar

Nazarköy, Sığacık

Dünkü gezimizin yazısını ancak şimdi kaleme alabiliyorum. Havanın çok sıcak olması nedniyle başımdaki  müthiş ağrı dinlenmeden geçmeyecği için erkenden uyudum.İzmir'in Kemal Paşa ilçesine bağlı  küçük ve rengarenk boncuklarla bezeli Nazarköy'le başlıyan gezimiz  mavinin hakim olduğu bol renkli ve bir o kadar keyifli bir saat geçirmemizi sağlıyor. Nazarköyü tv de gezi programlarının birkaçında görmüştüm . Boncukların nasıl yapıldığını ilgiyle izlemiştim . İzmir'e çok yakın olması ama fazla bilinmemesi , daha yeni yeni tanınması nedeniyle fazla turist çeken yer değil.küçÜk çarşısında genellikle kadınların ve çocukların satış yerleri var.rengarenk şekerci vitrinini andıran nazar boncuklarının arasında kendinizi kaybediyorsunuz. Kendilerince isimlendirdikleri nazar , bereket , kısmet için hazırlanmış bıncuk süsleri genellikle kadınlar kendileri yapıyorlar. Hatta istediğim gibi bir anahtarlık bulamayınca bana özel olarak istediğim ve kendim seçtiğim boncuklardan anaharlık yaptılar. Gözü tok , müşteriden ziyade bir yakınıymışsınız gibi ilgilenen satıcılar bir daha buraya uğrama sebeplerimden olacak .
Yeniden yollardayız kışın geldiğimde görme dırsatı bulduğum Seferihisar Sığacık'tayız . Önceki gezimin yazısı burada genellikle her evin bahçesi cafe ya da gözlemeci olarak kullanılıyor. Dizilere mekan olmuş bir evin bahçesine konuk oluyoruz ve yöre otlarıyla hazırlanmış gözlemelerimize buz gibi ayran ve limonatalar eşlik ediyor. Yavaş şehir olarak adlandırılan Sığacık sokaklarında fazla gezme imkanımız olmuyor çünkü babamın rahatsızlığı nedeniyle geziyi kısa tutuyoruz . Muğla gezimiz sırasında da babamın eahatsızlanıp bir gün hastanese yatması bizleri oldukça korkutmuştu. Büyük bir tehlike atlatması bizi her seferinde endişelendiriyor. Sıcağın da etkisiyle eve dönüşü hızlandırıyoruz.

Öne Çıkan Yayın

Selam Dostlarım. Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum. Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle...