26 Eylül 2015 Cumartesi

Bayram Tebrik Kartı

Cep telefonlarının , internetin esamesinin okunmadığı , ev telefonlarının sayılı olduğu dönemlerde , insanlar birbirlerini kendi el yazılarıyla  kaleme aldıkları mektuplarla haberdar ederlerdi. Çocukluğuma rastlayan yıllarda mektupla haberleşmenin yanında , en güzel geleneklerden biri de yılbaşı ve bayramlarda  tebrik kartlarının gönderilmesiydi. Yılbaşında simlerle süslü kar manzaralı kartlar tercih edilirken , bayramlarda manzara resimlerini , bulunduğunuz ilin resimlerini , Kurban Bayramı'na uygun koç resimlerini göndermek adettendir. Babam öğretmen olduğu için Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış öğrencilerinden binlerce  tebrik kartı adresimize gelmiştir. Hala büyük bir hazine gibi saklayıp zaman zaman okuduğumuz resimlerine baktığımız tebrik kartları beni çocukluğumun güzel anlarına götürür. Hatta bu kartların bazılarını okulda ödev olarak kullanmışlığımız da vardı. Türkiye'nin illerini bu kartlar sayesinde öğrenmiştik. Yine bir bayramda babamın öğrencisi tarafından gönderilen bu kart ,
ne kadar ilginçtir ki babamın köyünün çeşmesinde çekilmiş kartpostal yapılmış ve gönderenin  bunu bilmeden tamamen tesadüfi olarak bize postalamasıdır. Gündüz postacının eve getirdiği kartı ortanca ağabeyimin dikkati sayesinde babamın köyünden bir kare olduğunu farketmesiyle çok sevinmiştik. Akşam babamın kartı görmesi resimdeki kişilerin de akrabalardan olduğunu doğrulamasıyla sevincimiz kat be kat arttı. Sonrasında bu kartpostalı yeniden bastırıp köydeki insanlara dağıtmamız onların söylemine göre o dönemlerde yabancı bir turistin bu resmi çektiğini hatırladıklarını belirtmeleri ,  dünyanın ne kadar küçük olduğunun bir kere daha ispatıydı. Bence hayatta hiçbir şey tesadüf değildir, bu kartın bize gelmesi gibi. Bayram ziyareti için köye gittiğimizde aynı Çeşmeyi ben de fotoğraflamak istedim. Her ne kadar evlere suyun gel esiyle birlikte , çocukların Şen kahkahalarından uzak sessizliğe bürünüp yılların yorgunluğunu taşısa da o köy var oldukça az da olsa akmaya devam edecek .

24 Eylül 2015 Perşembe

Tatil Bayram'ınız Kutlu Olsun


Yazmaya nereden başlayacağımı bilemediğim bir gündeyim yine. Güneş'in pırıl pırıl yüzünü gösterdiği bu sabah Kurban Bayramı'nın birinci günüymüş.Turizmcilerin maddi kaygıları yüzünden Okul tatilinin uzatılmasıyla birlikte millet yerini çoktan ayırttı oteline yerleşti , sosyal medya hesaplarından gittikleri yerin fotoğraflarını  " bayram keyfisi" başlığında başkalarına göstermeye başladı bile. Maddi gücü yetmeyenler de köyüne , kasabasına tatil yapma derdiyle ulaştı. Çalışan kesim yorgunluğu bahane ederek aile büyüklerini görmek için memleketlerine bile gitme gereği duymadı. Dini görevlerini yerine getirmeye başlayanlar kemikti etti ayırıp yalandan bir kaç kişiye dağıtımları yapıp kalanı derin dondurucusuna stokladı ,kış  boyunca yemek için. Radyoda televizyonda bayram özel programları unutulmuş, bayram sabahlarına özel oyun havaları çalmaz  oldu. Hemen her gün yeni bir şeyler alıp giymeye alışkın olan çocuklar gençler bayramlık giymenin anlamının farkında bile olmadan , bayramdan bayrama hatırladıkları büyüklerinin elini zoraki öpüp alacakları  bayram harçlıklarının az ya da çokluğu derdinde. Bayram tatlısı evlerde yapılmayacak kadar gereksizleşmiş. Kültürel değerlerin içi iyice boşaltılmış, yasak savmaya dönüşmüş.Bunun yanında Bayram ve önemini bilerek elinden geldiğince yaşamaya çalışanlar mutlaka var sözüm asla onlara değil . İnsanların sözüm ona modernleşme kaygısıyla yaşam tarzlarını değiştirmeleriyle birlikte  bayramların sıradan bir günden farkı kalmamış.Apartmanda  yan komşusunun  kim olduğunu bile bilmeden güzel güzel yaşayıp giderken nerden çıktı şimdi bu bayramlaşma , "tüh keşke tatil için bir yerlere kaçsaydık, daha az masraf olurdu " düşüncesi içinde Kurban Bayramı olsa olsa Tatil Bayramı olur.

23 Eylül 2015 Çarşamba

Masal Şatosu


Eskişehir denilince akla ilk gelen Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı ve yabancı ülkelerdekini aratmayacak güzellikteki Masal Şatosu , Eskişehir'e gelen misafirlerin mutlaka görmek istedikleri yerlerin başında geliyor. 400 bin metrekarelik yemyeşil bir  alana kurulan Masal Şatosu, Korsan Gemisi, Bilim ve Deney Merkezi , Sabancı Uzay Evi, Eti Sualtı Dünyası, Amfi Tiyatrosu gibi kültürel, bilim ve sanata hizmet eden merkezleri, birbirinden güzel istasyonları olan  küçük treni, yapay göletleri, süs balıkları ,kuğuları, ördekleri, değişik renk ve görsellikteki bitkileri barındıran park, büyük küçük herkese hitap eden güzelliktedir. Gözünüzün gördüğü her bir kareyi ölümsüzleştirmek için fotoğraflamak için insanlar adeta yarış halindedirler. Parkın olmazsa olmazı gelin ve damatların  düğün fotoğrafları  dış mekan çekimleri için vazgeçilmez yerlerdendir. Özellikle akşam üstü çekimleri size masal dünyasında olduğunuzu hissettirir. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkan'ı sevgili Büyükerşen Hocamızın bizlere kazandırdığı ve başka bir ilde aynısına rastlanamayacak özgünlükteki parkımızı zaman zaman gezme fırsatım oluyor. Özellikle şehre  gelen misafirlerimizi mutlaka gezdiriyorum. Yağışlı bir hava olmasına rağmen hoş bir serinlik eşliğinde gezip dingin birkaç saat geçirdiğimiz yağmur sonunda ansızın yüzümüzdeki gülücüklerin açmasını sağlayan gökkuşaklı, bol fotoğraflı , kahveli sohbetli günün sonunda , böyle bir şehirde yaşadığım için bir kere daha gurur duydum. Hala görmeyenleriniz varsa mutlaka gezi listenizde olması gereken şehrime gelip bu güzellikleri görmeniz dileğiyle.

Su


Üç gündür geceli gündüzlü elimden düşürmediğim , koynumda uyuyakaldığım  kutlu Bilgi'nin ışığında suya yansıyan benliğimizi bulma serüveni . Binlerce yıllık Anadolu topraklarında hala yaşayagelen  şamanizmin izlerine Kutadgu Bilig'den göndermeler yaparak suyun sonsuzluğunda kaybolan sahafın, tozlu sayfalardaki yolculuğu ,sır olan gazetecinin ,otacı ninesinin , ağaçların , doğanın kelimelerde yeniden hayat bulmasının öyküsü.
"Kişinin gönlü dipsiz bir deniz gibidir . Bilgi onun dibinde yatan inciye benzer."
"Kişi onu denizden çıkarmadıkça, o ister inci olsun ister çakıl taşı fark etmez"

20 Eylül 2015 Pazar

Çok Cahilsiniz

Zaman zaman çevremdeki insanları gözlemliyorum ve öyle konuşmalara şahit oluyorum ki ağzım açık kalıyor. Cahilliğin zirvesine oturmuş ve oradan inmeye de hiç niyeti olmayan kurnazlığı zekilik sanan ,bu insancıkların eğitim düzeyleriyle paralellik gösteren cümleleri , bulundukları durumun tehlikesini bir kez daha gözler önüne seriyor. Çoğunluğu ilkokul mezunu olmasına karşın lise ve açıköğretim fakültesi mezunu olanları da azımsanmayacak  kadar çoktur .Bazen laf olsun  diye ortaya atılan bir konu hakkında duydukları yalan yanlış bilgilerle mışlı mişli cümleler kurarak herşeyi o biliyormuş edasında sizi küçümser bakışlarla, çok bilmişliğini cahil cesaretinden güç alarak saatlerce savunabilecek güçtedir.Sorduğunuz soruya verecek yeterli sözü bulamayınca hakaret boyutunda sözlü saldırıya geçer , küfreder ya da sizinle alay etmeye başlar olmadı fiziksel şiddete başvurur. Hayatta elle tutulur bir özelliği olmadığı için egosunu şişirdikçe şişirir. Kendini övdükçe över. Menfaatle beslenirler ve işlerine gelmedikleri anda kaçmak tipik özelliklerindendir. Hiçbir işte başarılı olamazlar.iş değiştirmelerinin suçlusu hep başkalarıdır.Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü düşünürler ve hayatlarından çok mutludurlar . Bütün yeniliklere kapalıdırlar ancak işlerine geleni almaktan da geri durmazlar. Televizyonda izledikleri yüzeysel programlar ve diziler dışında kitap gazete nedir bilmezler.Okudukları üç beş satırı ya da duydukları bir kaç kelimeyi de kendilerince yorumlayıp başkalarına satmaya kalkarlar. Hayatı sorgulamadan yaşadıkları için yönetilmeleri kolaydır. Para ile ilgili şeylere düşkünlükleri fazladır . Bir şeyin önce fiyatını sorgularlar. Başkalarının parası , maaşı onları çok rahatsız eder. Dedikodu yapmayı , başarılı insanların hayatlarını irdelemeyi ve bu insanlara hınç dolu " benim onlardan neyim eksik " düşüncesiyle kıskançlık duymayı severler .Üç kuruş için yapmayacakları  yoktur. Menfaatleri doğrultusunda insanları kullanmayı çok severler. Ukalalık ve küstahlıkta sınır tanımazlar. Sürekli karşısındaki insanın açığını arayıp egolarının zaferini yaşarlar. Şiddetle savunduğu bir konu hakkında sessiz kaldığınızda bilgisiz olduğunuz sanrısına kapılıp egosunu rahatlatırken düştüğü içler acısı durumu acınasıdır. Büyük harflerle aklıma kazıdığım "Cahil insan kendi kendinin bile düşmanıdır; başkasına dost olması nasıl beklenir.Sokrates " sözünden hareketle mümkün olduğunca uzak durduğum ve dışardan gözlemlemeye devam ettiğim insanlar, insancıklar çok cahilsiniz.

17 Eylül 2015 Perşembe

Han


Yine tatil ve ben bu fırsatı kaçırır mıyım yine gezmelerdeyim . Eskişehir'in tarihin derinliklerinde kaybolacağınız şirin ilçesi Han'da belediye başkanının misafiriyiz. Çok eski çağlardaki uygarlıklara tanıklık eden tarihi ve ticaret kervan yolu üzerinde bulunan bu topraklar dünyaca ünlü Yazılıkaya, yeraltı şehrini koynunda saklamıştır . İlk yerleşimi Hititler'e kadar uzanır. Balkan'lardan gelen Friglerin Hitit egemenliğine son vermesiyle birlikte  frig vadisi olarak anılan ve Heredot'un da övgüyle bahsettiği üzüm bağları bu bölgeyi de kapsar.Belediye başkanının ve eşinin çalışkanlığından dolayı sanat köyü projesiyle ve restore edilmeye başlayan geleneksel Türk evi örnekleri , sanat galerisi haline getirilmiş tarihi hamamı, kiliseden dönüştürülmüş camisiyle turizmde hak ettiği yeri alacak Han'ın özü bozulmamış Anadolu insanının misafirperverliğinin yanında özellikle kadınlarının bilgi ve kültür birikimlerini yaptığınız sohbette hayranlıkla gözlemleyebilirsiniz.Anadolu kadının yetenekli ellerinden çıkmış  bağının bahçesinin ürünlerini nefis yemeklerde sergileyerek yiyeceklerin doğal tadını ve aromasını alarak yeme zevkine ulaşırsınız.Daha önce de birkaç defa gittiğim ilçeyle ilgili notlarım için tık tık .

16 Eylül 2015 Çarşamba

Garip Kemancı


Bazen yolunuz öyle bir insanla kesişir ki bambaşka ufuklara doğru akar gider zaman. Yirmili yaşlarımın başında  tam da bugünlerde tanıdığım ve yaşamımın güzelliklerden yana yönlenmesinin baş rol oyuncusu .Müziğin eşsiz büyüsüne kapılıp , hayata başka pencerelerden bakan ve benim de bakmamı sağlayan bir çift ela göz. Mütevaziliğin zirvesinde ,hayatı basite indirgeyip  anlık yaşayan ,  kendini "Ben bir garip kemancıyım ne gerek bana gümüşlü zurna " diye tabir edip paranın sadece bir araç olduğunu her defasında gösteren ,yaşamın hırslarına inat kemanına sarılıp yüreğindekileri arşeye döken ,bir o kadar ince ruhun sahibi. Tepeden tırnağa ,tam bir salon beyefendisi. Boş konuşmayı sevmeyen , girdiği her toplumda kendini de kemanını da  hayranlıkla dinlettiren ,şakanın dozunu esprinin yerini bilip ,kimseyi kırmayan laf sokma çabasından uzak ,nazikliği elden bırakmayan , politika din gibi hassas konularda herkesi olduğu gibi kabul eden engin bir yürek. Üç günlük dünyada geriye bırakacağı bir hoş sada olduğunu bilip , kemanından başka yar tanımayan ,yüreğimde  uşşakta başka , hüzzamda başka , kürdilihicazkarda başka yaralar açan , akan gözyaşlarımın sonuna kadar hakkını veren keman üstadı . Kendini her konuda yetiştirmiş , bulunduğu çevrenin kültürüyle yoğrulmuş  bilge kişilik , güzel insan seni tanımak benim en büyük gurur kaynağım ve şansım .Sanat müziğini bana sevdirmekle kalmayıp sunuculuğa adım atmamı isteyen ve çok genç yaşımda özel çevrelerde bulunmamı sağlayan, beni çok iyi tanıyıp sentezleyen  ve her zaman el üstünde tutup nazımı çeken " ötesi yok gız" sözüyle her defasında her konuda destekleyen kendi deyimiyle " bir garip kemancı " hayatımda hep olduğun , danıştığım her konuda bana  , doğruyu gösterip yön verdiğin için sonsuz teşekkürler , sevgiyle kal Atila Hocam .

15 Eylül 2015 Salı

Okuduklarımdan

Alışkanlıktan öte yaşam biçimi halini alan kitaplarla olan dostluğum çok küçük yaşlarıma dayanır. Evde okuyan baba, abiler , anne kitapların dünyasına girmemde en büyük etkendir. İş zamanı yoğun tempoda gece birkaç sayfa da olsa okumadan uyuyamasam da asıl okuma zevkini tatillerde yaşarım. Uzun otobüs yolculuklarında hemen hemen bir kitap bitiririm. Otobüsün gideceği istikameti bilirken , kitabın  beni nerelere götüreceğini öğrenme merakıyla bir anda olayların içinde bulurum kendimi.  Yolculuğun sonunda bir yenisini okuma aşkıyla gidilen yerde fellik
fellik kitapçı ararım. Bu sene de tatilimi kitaplarımla birlikte yapma keyfine vardım. Tercihim Ahmet Ümit'ten yana oldu. Polisiye romanlarıyla tanınan yazar ,çoğu romanının baş kahramanı komiser Nevzat'ın bir cinayeti daha aydınlattığı bunun yanında her bir kitapta farklı bir kültürü ,tarihi olaylara
da değinerek göz önüne seren , ayrıntıların yoğunluğu bazen sıkıcı olsa da, katili öğrenmek için
kitabın sonuna nasıl
gelindiğini anlayamadan" bu da bitti" dedirten akıcılıkta bir dile sahip. Bazı kitaplarındaki olayları sığ bulsam da Kavim, İstanbul Hatırası, Kukla çok zevk alarak okuduğum kitaplar oldu.


10 Eylül 2015 Perşembe

Kalp Kırmak


Gün geçmiyor ki ki bilim adamları , beyine dair yeni bir araştırma sonucu ortaya çıkarmasınlar. Geçenlerde okuduğum ;  beyinin, kalp kırılmasını fiziksel acı olarak algılamasından  bahseden yazı çok ilgimi çekti.Yani ayağımızın kırılması ile kalbimizin kırılması beyinde aynı etkiyi yaratıyormuş. Söylenen kötü bir sözün ,hakaretin yıllarca içimizden çıkmaması , insanı ölmekten beter etmesi de sanırım bu yüzden.Bununla ilgili , çok sevdiğim bir dostumun uzun yıllar önce bana anlattığı ve aklımın köşesinde hep yer eden , zaman zaman benim de anlatmayı sevdiğim hikaye ,bunu doğrular nitelikte yüzümde tebessüm oluşturdu.  Bir gün Ormanlar kralı aslanı avcılar yaralamış ve yerde  acılar içinde yatmaktadır. O sırada oradan geçen tilki aslanı görür ve fırsatı kaçırmadan hemen aslana lafını söyler. " Ne o aslan kardeş nedir bu halin, sabah benim yavrular avlanmaya çıkmıştı onlar mı seni bu hale getirdi?" Bu söz aslanın çok gücüne gider. Herkesin korktuğu ürktüğü aslanın bu hali gerçekten kötüdür. Tilkiye döner ve " eh kurnaz tilki, beni avcılar yaraladı , bu yarayla ölmem ama işte bu sözün beni öldürdü " der. Bazen ne dediğini bilmez insanların patavatsızlıkları öyle hal alır ki dövmekten beter eder insanı. "Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim "  dizelerinin sahibi gönül zengini  Aşık Yunus bir caminin önünde oturup dinlenmekteymiş.Cemaat camiden çıktığında kapıya doğru yönelmiş.İçerinden biri kapının önünde oturan Yunus'a hiddetle çekil yolumun üstünden diye bağırmış. Yunus Emre'nin cevabı çok manidardır "Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil. Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değil" sözü kalp kırmanın İnsanlara verdiği zararın büyüklüğünü en iyi anlatır niteliktedir. Son günlerde yaşadığımız , tahammül sınırlarını aşan olaylar ve  insanlara inat ,birlik ve kardeşlik içinde kimsenin kimseyi üzmediği , güzel insanların  sevgiyle yoğurduğu bir hayatın içinde olmanız dileğiyle , kalp kırmayın beyefendiler , kalp kırmayın hanımefendiler.

5 Eylül 2015 Cumartesi

Yeni bir gün


Çok hareketli , renkli bir tatilden sonra yoğun başlayan ve bir o kadar da monoton bir haftanın içinde buluyorum kendimi.Eskişehir'e de okula da alışamadım . Bir hafta sonra tekrar tatil olmamız bu sene adaptasyon sürecimizi de etkileyecek . Hadi bakalım hayırlısı.hafta içi yapılan toplantıda bu seneki öğrencilerim ve sınıfım belirlendi . Müdür beyin övgü dolu sözleri karşısında mahçup oldum . Gitmediğime en çok sevinen kişilerin başında geliyor kendisi.Böyle bir idareciyle çalışmak benim için de ayrı bir gurur kaynağı. Sabahçı olmam avantaj oldu . Daha verimli çalışacağım . Yaz boyunca farklı yerlerde güzel günler geçirmek ,yeni bir ben olarak dönmek , hatta telefonumu da yenilemek bana çok iyi geldi. Tatildi gezmeydi derken evimi çok özlemişim . Sabah keyifle hazırlayıp ,başköşeye kurulup yapılan kahvaltı , günün diğer kısmının da güzel geçmesi için ilk neden oluyor.Kafamdaki soru işaretlerinin bitmesi , hayatımdan ve evimden gereksiz  şeyleri gecikmeli olsa da çıkarmam bu kadar huzurlu ve mutlu olmamın başka bir nedeni. Yanlış anlaşılma korkusuyla kendimi doğru ifade etme endişesi , birine birşeyleri ispat etme derdi olmadan kendim olabilmem çok harika bir duygu .Her sabah umutla, yeni ve güzel günlere uyanmak gibisi yok.

Öne Çıkan Yayın

Selam Dostlarım. Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum. Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle...