31 Aralık 2015 Perşembe

Kalbimin Rapsodisi

Kalbim, yerini yadırgayan sevdaların ıssızlığında. 
                                                           Tigris

30 Aralık 2015 Çarşamba

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.
Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.
Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.
Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.
Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.
Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir. 

2015'e veda ederken



2015 yılının ilk saatlerini ilk gününü yaşamaktayız.Her yeni yıl yeni umutlar barındırır içinde.Yeni başlangıçlar yapmak için güzel zamandır. Hayatımızı gözden geçirip bu yıl eskisinden daha güzel olacak ümitlerini taşırız Seven ve sevilen insanlarla dolu  , 2015'in  herkesin hayatında güzelliklere yer verildiği bir yıl olması dileklerimle. 
Diye başlamışım 2015'in ilk dakikalarına. Yılın son günleri o yıla dair yapılanlar gözden geçirilir. Ben de geriye şöyle bir baktım. Hayatıma güzel insanları dahil etim. Bloğum 40 kişiden 257 kişiye ulaştı. Yeni dostlar kazandım. Hayatımdan çkması gereken insanları çıkardım. Genelde huzurlu günler geçirdim. Bunun yanında bazı rahatsızlıklarım ortaya çıktı, onları da bir bir yenmeye başladım. Çok gezdim, çok kitap okudum, çok şiir yazdım, yazılarımı daha da geliştirdim,yeni güzellikler gördüm.
En önemlisi de Hayri Dev gibi büyük bir Usta'yı tanıma fırsatımın olmasıydı. 2015'e son söz olarak şunu diyorum. "Bana yaşattığın kötü şeyleri kimseye duyurmadan  al ve öyle git."

28 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi-3: Bir Kahve İçimlik

Keçilerin keşfettiği rivayetlerden birisi olan kahve,  zamanla sosyal yaşamın baş köşesinde yerini almış. Bir çok anlam yüklenmiş kahveye. gerek pişirilmesi, gerekse sunumu bir ritüel  halini almış.  Bir kahve içimlik gelinmiş ,Kırk yıl gibi uzun zaman hatırı kalmış . İçilmeden önce  önce bir şeyler yiyerek kahvenin altı yapılmış. "Kahvaltı" geleneği ,kahve içilsin içilmesin  ,devam edegelmiş.Altın değerindeki kıymetiyle  Kız isteme törenlerinin en can alıcı zamanında görücünün önüne çıkmış , Genç kızın elinden yapılmış, bu özel tad.kahveler içildiğinde ,kızın verildiği anlamı yüklenmiş.genç kızın mahareti yaptığı kahvenin köpüklü olmasıyla ölçülmüş, damat adayına ikram edilen tuzlu kahve bilinenin  aksine damat adayının sabrı  ölçülmemiş ," kızın gönlünün o erkekte olduğu "anlamına gelmiş .yanında getirilen bir kaç yudumluk su o eşsiz lezzeti tadmak için ağzın hazırlanmasını sağlamış.Genellikle şekersiz içildiği için meyveli ya da güllü lokumla "Yandan çarklı " tabiriyle istenerek ,acı tadı bastırılmış olsa da gerçek tiryakilerin tercihi sade kahveden yana olmuş. "Keyif ehlinin" taze elden pişmiş taze kahve, keyfini tazelemiş.Bazen , tadını en çok öne çıkaran ,  nane veya acıbadem likörüyle sunulmuş.Kahveler içildikten sonra " neyse halim , çıksın falim" diyerek fincan tabağa ters çevrilmiş. Üç vakte kadar genç kızlara kısmetler , geleceğe dair umutlu güzel haberler , kuşlar balıklar çıkmış kara telvelerin içinden.Bakır cezvede , mangal közüne sürülmüş, gümüş zarflı  fağfuri fincanlarda höpürdetilmiş.Kahve içmek ince bir zevkin simgesi olarak yıllardır süregelmiş.

27 Aralık 2015 Pazar

Toprak


Üç gündür büyük bir heyecanla elimden düşüremediğim, Su'yu da aynı keyif ve heyecanla okuduğum, dörtlemenin ikinci Kitabı Toprak beni eski Türk efsanelerinden oluşan başka bir kapıyı araladı.
Buket Uzuner'in Türk Şamanizmi'nin kadim geleneklerini bugüne taşıdığı tabiat dörtlemesinin birinci kitabı Su'yun kahramanları gazeteci Defne Kaman , Ninesi Umay Bayülgen, sahaf Semahat, Komiser Ümit
 bu kez Çorum'da karşımıza çıkıyor. Çorum'da Hitit dönemi'ne ait tarihi eser kaçakçılığını araştıran Uyumsuz Defne Kaman'nın çıktığı maceralı yolculuk sırasında şamanizmin kadim geleneklerine gönderme yapılan, Geyiğin Anadolu topraklarındaki kutsallığı ve Kutadgu Bilig'den dizelere yer verilen kitapta alkış'ın teşekkür , alas'ın amin anlamına geldiğini Umay Nine'nin dilinden öğreniyoruz.
Hem Su hem Toprak şiddetle tavsiye edeceğim güzellikte kitaplar olarak kitaplığımda yerlerini aldılar.
Su hakkındaki yorumlarım için tık tık

"Akıl süsü dil, dil süsü sözdür. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür. İnsan sözünü dil dili ile söyler; sözü iyi olursa, yüzü parlar."
"İnsan süsü, yüz; yüzün süsü, göz; aklın süsü, dil; dilin süsü, sözdür."(Kutadgu Bilig'den)

24 Aralık 2015 Perşembe

Sevgi Tatlısı


Aklıma eserse  ve iyi günümdeysem mutfakta keyifli zaman geçiririm. Evdeki malzemelerle belli bir tarife bağlı kalmadan yemekler ortaya çıkarmak beni mutlu eder. Bugün de epeydir yapmadığım bir tatlı aklıma düştü. Kendim yiyemem ama arkadaşlarıma ikram ederim diye sıvadım kolları. Sevgiyle yaptığım için adını " Sevgi Tatlısı" koydum. Gelelim yapılışına ;
Malzemeleri
1 pk kakaolu baton kek
1 litre süt
4 çorba kaşığı mısır nişastası
10 çorba kaşığı şeker
1 pk vanilya
Üzeri için
Portakal ya da herhangi bir meyve
Meyveli jöle

Yapılışı:
Önce süt , nişasta,vanilya ve şeker muhallebi kıvamında pişirilir . Cam kabın dibine kekler dilimlenerek dizilir. Üzerine hazırlanan muhallebi dökülür. Soğumaya bırakılır. Hazırlanan jöle ve meyveler muhallebinin üzerine konarak dolapta bir gece bekletilir.

Bu tatlıya en çok vişne yakışıyor. Evde vişne olmadığı için ben portakallı yaptım. Seçtiğiniz meyveye göre jöleyi de tercih ederseniz çok güzel görünüm ve aroması oluyor. Bu muhallebi tarifi hazır pudingler gibi oluyor . Kakaolu ya da başka bir aromada yapmak da güzel oluyor. Bazen kuplara tek porsiyonluk yapıyorum görünümü ve sunumu harika oluyor. Yine evde kalmış kekleri de değerlendirebilirsiniz
Püf noktası: bu tür jöleli tatlılarda ananas ve kivi jölenin sertleşmesini engellediği için kullanılmaz.

22 Aralık 2015 Salı

Can(m)dan Yürek

Buz gibi bir gecede; sırçadan yürekti 
Sımsıkı saran,
İçindeki çocuğa ihanet etmeyecek kadar kırılgan.
        Tigris.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi-2: Bir akşam üstü serinliği

Nostaljik Pazartesi : Bir akşam üstü serinliği

Ne zaman sıcacık bir evin sevimli bahçesinden, minik bir elin heyecanla koparıp getirdiği çiçek alsam ,çok mutlu olurum .Gözümde canlanan şirin bahçenin benim olduğunu düşler, sarmaşık gülleri ve hanımelinin sarmaladığı  verandada,  nedense ağaçların koyu gölgelerinin iyice uzadığı  ,akşam üstü serinliğinde , küçük havuzun fıskiyesinin damlacıklarının ruhumu okşayan tınıları eşliğinde kahvemi yudumladığımı hissederim.Komşudan gelen tabak kaşık seslerinden akşam yemeği için hazırlıkların yapıldığını duyar gibi olurum. Burnuma çalınan kokudan , ne yemek piştiğini tahmin etme oyunu oynarım kendimce.Radyoda akşam faslı kürdilihicazkardan deım vurur.Sonra kucağımda uyuyan kirli beyaz minik yün yumağının mırıltılarına sokakta oynayan çocuklarını çağıran annelerin sesleri karışır .Başımı gökyüzüne çevirir dalarım soluk pembemsi maviliğe .Demirden kuşların beyaz izleri çok uzaklara götürür seven ve sevilenleri.Bir rüzgar eser alelacele ,yüzüme bir öpücük kondurup kaçarcasına .Daha bir sıkı sarılırım püskülleri dolaşmış renkli şalıma .Mutlu olmanın aslında bedava olduğunu bir kere daha hatırlar, yüzümde tebessümün izi minik çukurlar belirir ,bu anın tadına varmanın huzurunu yaşarım.

19 Aralık 2015 Cumartesi

Issızlığım

Issızlığımın kol gezdiği sokaklar , 
yeni doğan günün umutlarına gebe

                                                                                          Tigris💚

16 Aralık 2015 Çarşamba

Yerli Malı

     1946 yılından itibaren kutlanmaya başlayan Tutum  Yatırım ve Türk malları Haftası ( eski adıyla Yerli Malı Haftası) her sene olduğu gibi , 12-18 aralık tarihleri arasında okullarda belirli gün ve haftalar içinde yer alır.
       İkinci dünya savaşı sonrasında oluşan ekonomik darboğazın ardından yabancı ülkelere para akışının önünü kesmek ve toplumsal tutum bilinci geliştirilmek istenmiştir. Bu nedenle  Atatürk  başkanlığında İzmir İktisat Kongresi toplanmış ve kongrede yerli mallarının üretilmesi ve  kullanılmasının benimsenmesi karalaştırılmıştır. Bu amaçla ürettiğimiz ürünlerin kullanılması özendirilmeye çaba gösterilmiştir. İnönü' nün 12 Aralık 1926'da TBMM de yaptığı konuşmada tutumlu olmak, yerli malı üretmek ve ülkemizde üretilen bu malların kullanılmasını amaçlayan konuşması doğrultusunda 12-18 Aralık tarihleri yerli malları haftası olarak belirlenmiştir.
       Çocukluğumda hatırlıyorum da herşey kendi ülkemizde üretiliyordu. Kıyafetlerimiz evde annelerimiz tarafından dikiliyor, örülüyordu. Sebze meyve bolluğu yaşanan Türkiye'nin her bölgesinde ayrı bir ürün yetişiyordu. Batı kültürünün daha bize etki etmediği dönemlerdi ve ne güzel günlerdi. Temiz pak giyinmek vardı. Marka nedir bilinmezdi. Dünyadaki fast food zincirlerinin ülkemizi istila etmediği , annelerimizin evde yaptığı kuru köftelerdi tadı damağımızda kalan. Menşeinde made in china yazmayan kalemlerimiz, eşyalarımız , kıyafetlerimiz vardı. Yerli Malı bilinci ile büyüyen nesildik. Hatta öyle ki Eskişehir'deki ETİ büskivi fabrikası benim için ayrı gurur kaynağıydı. Her gittiğim yerde " bu bisküviler bizim şehirde üretiliyor" demekten mutluluk duyuyordum. Tutumlu çocuklardır. Harçlıklarımızı kırmızı uğur böcekli  plastik kumbaralarımızda biriktirir, çok istediğimiz bir şey varsa onu almak için kumbaramızın dolmasını beklerdik.
Elektrik ve suyu işimiz bitince  kapatmayı alışkanlık haline getirmiştik. Eşyalarımızı düzgün kullanmak için gerekli özeni gösterirdik. Sobalı evlerde kısıtlı imkanlarla yaşıyorduk yaşamasına ama herşeyin kıymetini bilerek mutlu olmayı beceriyorduk
          Şimdilerde  yabancı markaların çevremizi kuşattığı , öyle ki marka kullanmayanların dışlandığı bir toplumda, bol pastalı börekli kadın günü tarzında anlamının çok dışında yeme içme günü olarak ,Yerli Malı Haftası yasak savar tarzda kutlanmaya devam ediyor. Ne acıdır ki yerli malı haftası kutlaması sırasında çektiğim fotograflar , yabancı marka telefonun objektifinden yansıyor. Çocukların  hangi meyvenin nerede yetiştiğini bırakın ağaçta mı yerde mi olduğundan habersiz, bilmem ne çizgi film karakteriyle süslenmiş kıyafetleri , çantaları , hatta ve hatta meyve suyu kutuları ile ne derece yerli malı bilinci oluşuyor , bu işin sonu nereye varıyor diye  düşünmekten kendimi alamıyorum. Kafamda sorular sorular.... Yerli Malı Haftanız kutlu olsun.


14 Aralık 2015 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:Tramvay Teyzeleri

Bloğunu severek takip ettiğim sevgili Sürpriz Misafir  bu akşam yeni bir etkinlikle çıktı karşıma. Her pazartesi günü eski bir yazımızı yeniden paylaşmak. Düşünüyorum da harika bir etkinlik . Geçen sene bu zamanlar 30 takipçim vardı. Şimdi 243'e ulaştı. Yeni gelen blog dostları genellikle son yazılarımızı okuyor. Hal böyle olunca güzel yazılarımız görülmüyor. Bu etkinlik sayesinde yeni takipçilerimize güzel yayınlarımızı okuma fırsatı sunacağız. Herkesi bu etkinliğe davet ediyorum . Ve yayınladığım zaman çok beğeni alan Tramvay Teyzelerine ilk sırada yer veriyorum.
Eskişehir'de hayatı büyük ölçüde kolaylaştıran tramvay sıklıkla bindiğim ve insanları gözlemlediğim  toplu taşım aracı .Gözlemlerim sırasında  sıkça rastladığım tramvayın olmazsa olmazları ,65yaş ve üstüne ücretsiz binme hakkı verildiğinden beri daha çok gördüğüm, misafirliğe giden ya da dönen teyzeler oluyor. ( Ben onlara Tramvay Teyzeleri diyorum) Genelde değişmez kurallarla benzer özellikler taşırlar . Bu teyzelerimizin çoğunlukla eşleri ölmüştür yalnız yaşarlar . Her gün  gezmeye , mevlüte gitmek en büyük sosyal etkinlikleridir.Her misafirlikte  yedikleri pastalar böreklerle kilolarına kilo katarlar. Genellikle iş çıkış saatlerinde evlerine gitmeyi tercih ederler. Çoğunlukla genç insanlar hemen yer verirler.Ama bazen  okuldan işten çıkmış yorgun genç insanların onları görmezden geldiği de olur.O zaman  başlarında dikilip yer vermeleri  konusunda bakışlarıyla rahatsız ederler, olmadı karşı tarafın  duyacağı şekilde sızlanmaya başlarlar . Dizleri ağrır genelde . Yine olmadı sözle girişirler. İnsanlığın kalmadığından , şimdiki gençlerin büyük küçük   tanımadığından dem vururlar . Sonunda bir genç yer verir Allah razı olsun demeyi ihmal etmeden büyük bir gururla tahtına kurulur. Yorgunluğu , dizlerinin ağrısı birden geçer ve başlar gittiği misafirliktekileri anlatmaya . Ya pastalar güzel değildir , ya ev sahibinin yeni eşyasını beğenmezler, olmadı gelininin kulaklarını çınlatır . Bu sırada istisnasız, bir telefon markasının klasik zil sesinde ,çalan telefonunu  güçlükle kol çantasından çıkarır ,tramvayda bütün insanların duymadığını düşünerek daha da çok bağırarak , "heee yoldayım geliyorum " gibi benzer cümlelerle meramını anlatır. Parmaklarında alyansları ve hacıdan gelmiş akik yüzükleri mutlaka olur.Genellikle gülsuyu ya da zambak kolonyası favori kokularıdır.buna sarımsak kokulu nefeslerini bastırmak için çiğnedikleri karanfil kokusu karışır . Bembeyaz akça pakça yüzlü sevimli ihtiyarcıkların ceplerinde , her fırsatta çektikleri tesbihleri vardır.(son yıllarda parmaklarında dijital tesbihlerle la ilahe  illallah çekerlerken, tramvayda yaşadığınız sıkıntıdan dolayı  siz içinizden la havle çekersiniz ).Mantolarının üstünde siyah ya da kahverengi şalları mutlaka olmalıdır. Çantalarında patikleri ve dua kitaplarının yanında, misafirlikte ikram edilen şeker ya da çikolata vardır ,  ağlayan , mızmızlanan çocukları susturmak için  verirler. Akşam saati olması nedeniyle kıpırdayacak yerin olmaması inmeyi ve binmeyi kat be kat güçleştirirken , teyzelerimiz sizi tramvaydan indirmemek için ellerinden geleni yaparlar. Binerken de öyle bir güçle sizi ittirirler ki bu yaşta bu kuvvet dedirtir insana.Yine de tramvayın vazgeçilmez en renkli yüzleridir onlar .( bu arada ben mutlaka onlara yer verip hayır dualarını almayı severim  )

13 Aralık 2015 Pazar

Merak Ediyorum ! MİM

Yeni bir mim yazısı yazmayalı çok uzun zaman olmuş. Sevgili Berika'nın Beni de mim etkinliğine dahil etmesi çok hoşuma gitti. Gelelim mim sorusuna .

MERAK EDİYORUM!
Takıntılarınızı,sevdiğiniz yada sevmediğiniz genel şeyleri...

Mesela Ben:

  • Birisinden soğudum mu artık ölsem bir daha asla sevemem.
  • Orjinal fikirlerimle , 41 yaşındaki bedenimde 6 yaşın çocuksuluğuyla , 60 yaşın olgunluğunu gül gibi geçindirip gitmeyi severim
  • Yemek yemeyi  çok severim ancak; süt , ciğer, kalamar, karides , kavun, şeftali  benden uzak mısıra sultan olabilirler. ( Allahtan doktorum da bunları yasakladı da kurtuldum baskılardan )
  • Türk kahvesini bir ritüel halinde yapıp ince porselen fincanda  içmeyi severim
  • Günlerin cuması. Güllerin beyazı beni cezbeder
  • Sanat müziğini ayrı bir severim. Uşşak , hüzzam, Kürdilihicazkar ve buselik en sevdiğim makamlardır.
  • Bazı kelimelere takılırım. İnsanların ağzından çıkan her kelimeyi unutmam ve ne anlamda söylediği üzerinde günlerce düşünebilirim. 
  • Herşeyi şakaya vuran , argo ve küfür içeren cümlelerle  aklınca dalga geçtiğini sanan aklı evvelleri hiç sevmem.
  • Salon beyefendisi tabir edilen nazik, alçak gönüllü ve kültürlü erkekleri severim.
  • Kendi hayat görüşünü ısrarla belli etmek istediği için belli kelimeleri ısrarla kullanan insanları hiç sevmem.
  • Kendimi eleştirmeyi severim, ama beni iyi tanımayan birinin eleştirmesinden nefret ederim.
  • Ayrıntıların fotoğrafını çekmeyi severim. Sonra yazı ve şiirlerimle bu fotografları bütünleştiririm.
  • Bulunduğum mekandaki perdeleri ve kapıları kapatmadan duramam
  • Sofra adabını bilmeyen insanlarla yemek yemeyi hiç sevmem
  • Kahverenginden nefret ederim. Beyaz vazgeçilmezimdir.
  • Kulaklarım sese çok duyarlıdır. Bu yüzden yüksek sesli herşeyden rahatsız olurum ve sevmem
  • Derin uykudayken uyandırılmaktan nefret ederim. Ayılana kadar ne yaptığımı hatırlamam ama uyandıran için çok kötü olduğunu biliyorum.( Tecrübeyle sabit )
  • Puzzle yapmayı çok severim. Bu zamana kadar yaptığım puzzlelerle küçük bir sergi açabilirim
  • Parfüm, sabun , mum üçlüsüne bayılırım. Ucuz kokuları hemen tanırım ve nefret ederim.
  • Çocukları , yaşlıları ve onların dünyasında olmayı çok seviyorum. 
  • Kafama koyduğum şeyi önünde ölümüm olsa da yapmayı isterim ve yaparım da.
  • Her cümlesi paraya dayanan insanlardan nefret ederim
  • Marka düşkünleri de kara listemde en baş sırada yerlerini alırlar
  • Dizi izlemem ancak Şaşıfelek Çıkmazı ve Yeditepe İstanbul dizilerinin yeri hep ayrıdır bende.
  • Gizli yüz, her çocuk özeldir, phantom of the opera bende en çok iz bırakan filmlerdir.
  • Kitaplarla olan dostluğumu bilmeyen yok sanırım.
  • Atatürk aşığıyım , onun sevgisini hiçbir sevgiye de değişmem.
İlk aklıma gelenler bunlar aslında bilmediğiniz daha bir sürü sevdiğim sevmediğim şey var . Ee bazıları da ben de kalsın ;)
Gelelim mimlediğim arkadaşlarıma

 Renkli Pasta Sepeti
Haber Seyri
Sürpriz Misafir
Beyaz Begonvil

10 Aralık 2015 Perşembe

10 Aralık ilk Türk Kadın Mitingi


30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros Mütarekesi'ne göre ülkemizin her yeri düşman güçler tarafından işgal edilmiş, Türk Milleti insanlık tarihinin en ağır mezalimi ile karşı karşıya kalmış, evleri yıkılmış ırz ve namusları ayaklar altına alınmıştır. Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla birlikte başlayan kurtuluş mücadelesine, hiç işgal görmediği halde en çok destek veren illerin başında Kastamonu gelmektedir. Anadolu'da kurulan Müdafai Hukuk Cemiyetleri, Kuvai Milliye ruhuyla ülkenin kurtuluşunda önemli rol oynamıştır. Kastamonu halkı da bu ruhu sonuna kadar benimsemiş, Halime Kaptan'ı , Şehit Şerife Bacı'larıyla kadın erkek cephe önünde ve gerisinde bir olmuşlardır. Kastamonu'lu Kadınlar ülkede yaşana vahşeti protesto etmek için 10 Aralık 1919'da İlk Türk Kadın Mitingi'ni de düzenlemeleri ile tarihe altın harflerle adlarını yazdırmışlardır.
   Kastamonu Kız Muallim Mektebi bahçesinde toplanan 3000 'den fazla Kastamonu'lu kadın ülkemizin işgalini  yapılan insanlık dışı vahşeti şiddetle protesto etmişlerdir. Mitingi Tertip komitesinde;
1- Zekiye Hanım ( Polis Müdürü Halil Bey'in eşi)
2-Kamuran Hanım ( Defterdar Ferit Bey'in eşi)
3-Saime Hanım ( Sağlık Müdürü Ferruh Bey'in eşi)
4-Bedriye Hanım (Maarif Müdürü Talat Bey'in eşi)
5- Münire Hanım ( Vilayet Mektupçusu Fuad Bey'in eşi)
6- Refika Hanım ( Fırka Kumandanı Miralay Osman Bey'in kızı)
7- Neyyire Hanım ( Reji Müdürü Ömer Bey'in Kızı )Görev alan kadınlardı.
 Mitingde tertip komitesi başkanı olarak Zekiye Hanım ve okul müdiresi, müdür yardımcısı hanımlar birer konuşma yapmışlardır.
Zekiye Hanım konuşmasında şunları söylemiştir.

"Kardeşler, hemşireler!


Daha bir sene evvel kırmızı rengi ile başımızda dalgalanan ulu sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü. Muharebe meydanlarında vatan ve din uğrunda binlerce evlâdımızı gömdükten sonra; haktan, adaletten bahseden Avrupalıların, bir seneden beri, yenildik diye başımıza açmadıkları felâket kalmadı.

Haktan en çok bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar. Daha dün bizim gibi refah ve saadeti; evi, barkı olan İzmir’deki dindaşlarımız, beyaz saçlı kadınlarımız, kundaktaki yavrularımız Yunanlıların süngüsünden geçti. Her tarafı yüksek minarelerinden beş vakitte ism-i celâlullah bağırdan Adanamız, Antalyamız ve en nihayet güzel Ayıntab, Maraş, Urfamız elimizden alınmak isteniyor
Hanımlar!
Büyük felâketlerimiz önünde evlâtlarımızın, kardeşlerimizin kanıyla suladığımız yurtlarımızın işgaline, kardeşlerimizin felâketine susacak mıyız?

Hayır hanımefendiler! Mağlubuz, silâhımız yok, fakat göğsümüzde imanımız, bütün dünyayı halkeden Allahımız var.
İşte biz de imanımıza ve Allahımıza istinaden haksızlara haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilân ettikleri adaleti taleb ederiz.
Hanımlar!
Biz, dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz.

Bizim gibi şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilâf devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız. Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlâtlarımızın kanlarına kendi kanımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta, dinimiz ve istiklâlimiz için ölecek; haksızlara, zalimlere tarihin lanetlerini terkederek şehâmetle öleceğiz” .

Basına yansıyan miting kararları aynen şu şekildedir:
1. Mütarekeden beri memleketimizin uğradığı haksızlıkların tamiri esbabının istiklâli için icâbedenlere irâdât-ı seniyelerinin şerefsüdûr ve sünûh buyurulması istirhamına dair zât-ı akdes-i hilâfetpenâhiye bir arîza-i telgrafıye keşidesi.
2. Hukuk-ı meşrûamızın teminine delâlet buyurmaları zımnında İngiltere ve İtalya kraliçeleri hazerâtıyla Madam Wilson ve Madam Puankara’ya telgraflar keşidesi.
3. İşbu telgrafların birer suretlerinin matbuat-ı Osmaniyye ve ecnebiyye ile İtilâf devletleri mümessillerine tebliği istirhamına dair sadâret-i uzmâya bir telgraf keşidesi .
Mitingde alınan bu kararlar doğrultusunda; padişaha ve sadrazama telgraflar çekilmiş ve bilgi verilmiştir. Ayrıca ABD Başkanı Wilson ile Fransa Cumhurbaşkanı Puankara’nın eşine ve İngiltere Kraliçesine birer telgraf gönderilmiş ve işgaller kınanmıştır.
Not:Resimler Alıntıdır.





7 Aralık 2015 Pazartesi

Meçhul hayatlar

Hayallerimden
 soğuk bir kış gecesi vazgeçtim bayım,
Meçhul hayatların kesiştiği
Tren garında .
Tigris

6 Aralık 2015 Pazar

MS 2150


Günlerdir bir umusamazlık, vurdum duymazlık ,  boş vermişlik  bir atalet tüm bedenimi sardı. İlaçların etkisiyle idrak yollarım tıkandı. Elime kitap alamaz oldum . Benim için çok özel birinin " bak bunu mutlaka okumalısın" diye hediye ettiği kitabı istemeye istemeye okumaya başladım . Okudukça kitap beni içine çekti çekti. Olayları adeta ben yaşar oldum . Rüyalarım kitaptan bir sayfa gibi karşıma çıktı.1976'da psikoloji alanında ihtisas yapan Jon rüyalarında tekamül ederek 2150 yılının içinde kendini bulur. Mikro toplumun günlük hırs, kin , öfkelerine karşılık , sevgiyle yoğrulan makro toplum arasında git geller yaşayarak bu dünyada olma amacımızı yeniden sorgulatan ,farkındalığı artıran akıcı bir dilde tekrar tekrar okunası tadda kitaplığımda baş köşede yerini aldı bile. En kısa zamanda yeniden ve yeniden okunmak üzere. Meraklısına şiddetle tavsiye edilir. " İsteyin size verilecek;arayın,bulacaksınız;kapıyı çalın,size açılacak."

3 Aralık 2015 Perşembe

Aşkın illegal hali

Oysaki; illegal aşklar yaşamakmış bizim payımıza düşen ...
                      Tigris

2 Aralık 2015 Çarşamba

Çocuk İhmali ve İstismarı


  Bir haftadır , çocuk ihmali ve istismarı seminerine katılıyorum. Toplumumuzda çok rastlanan ama ortaya çıkarılması da bir o kadar az olan bu konu, her gün içimde ayrı bir yara açıyor. Her akşam eve gittiğimde öğrendiğim yeni bir durum , yeni bir bilgi beni duygu denizinde fırtınaya tutulmuşcasına sarsıyor. Bu konuda her bireyin bilinçlenmesi ve farkındalık yaratılması çocukların sağlıklı bir toplumda yaşayabilmeleri  için şart. Tabiki en büyük görev de biz öğretmenlere düşüyor. Bazen ailede basit gibi görünen aşağılayıcı bir sözün çocukta çok derin izleri olduğu malesef ki görmezden geliniyor. Çocukların en temel hakkı bütün gelişimlerini destekleyen,güvenli bir ortamda yaşamalarıdır.
    Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre ihmal ; çocuğa bakmakla yükümlü kimsenin, çocuğun gelişimi için gerekli ihtiyaçları karşılamaması veya bu ihtiyaçları dikkate almamasıdır. Fiziksel, eğitimsel ve duygusal ihmal adı altında üç başlıkta toplayabiliriz. Çocuğun tıbbi gereksinimlerinin ,besin , giyim ve temizlik ihtiyacının karşılanmaması,çocuğun uzun süreler yalnız bırakılması fiziksel ihmal ,çocuğun okula gönderilmemesi, 18 yaşından küçük çocuğun çalıştırılması, eğitim için gerekli ihtiyaçlarının karşılanmaması eğitimsel ihmal, çocuğa yeterli ilgi ve şefkatin gösterilmemesi, alkol ve sigara kullanmasına izin vermek,çocuğun aile içi şiddete şahit olması, çocuğun saldırganlık davranışlarına destek olmak ve izin vermek, duygusal ihmaldir.
   Çocuk ihmali çocuklara yapılan kötü muamelenin en yaygın şeklidir. Ne yazık ki ihmal, çocuk istismarı kadar görünür bir yara ve iz bırakmadığı için, istismar kadar çok dikkat çekmez ve çoğunlukla ihbar edilmez. Fakat araştırmalar ihmalin de en az istismar kadar  özellikle çocuğun erken  beyin gelişimine  daha fazla zarar verdiğini göstermektedir.
   Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını ise şöyle tanımlar: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."
Çocuk istismar türleri Fiziksel, Cinsel ve duygusal olmak üzere üç başlık altında toplanabilir.
Fiziksel istismar , bir kaza olmaksızın çimdikleme, ısırma, vurma, tekmeleme, yakma, ağzı kapatarak boğmaya teşebbüs etme, şiddetli bir şekilde sarsma ya da herhangi bir başka şekilde çocuğun bedenine zarar vermektir.

 Cinsel İstismar, bir erişkinin cinsel gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları araç olarak kullanmasıdır. Toplumca kabul edilmesi zor olduğu için belirlenmesi ve ortaya çıkarılması çoğu zaman zordur. Cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cinsel istismar çocuklarda uzun süreli duygusal ve davranışsal etkilere, korku, depresyon, kızgınlık, düşmanlık ve uygunsuz cinsel davranışlara yol açar.
 Duygusal istismar , çocuğun psikolojik olarak sözel yolla istismar edilmesidir. Azarlama, hakaret etme, küçümseme, tehdit etme, suçlama, çocuğa küsme, yokmuş gibi davranma, çocukla alay etme duygusal istismarlardan bazılarıdır. İstismar tiplerinden biri tek başına olabileceği gibi, birden fazlası aynı çocukta var olabilir. Özellikle duygusal istismar hemen hemen her zaman diğer istismar tipleriyle beraber görülür.

İstismarın nedenleri ,
istismarı yaşayan çocuğun ailesinde çatışma, mutsuz evlilik ve sözlü şiddetin varlığı.
Üvey anne veya baba.
Aile içerisinde eşit karar alma dağılımının olmaması.
Ailenin yaşadığı ekonomiksel ve ani değişmeler etrafında doğan sıkıntılar.
Ailelerin toplumsal organizasyonlara karşı kayıtsız kalması.
Geleneksel aile yapısı ve fiziksel cezalandırmalar.
Çocuğu ihmal ve istismar edenlerin saptanması ve cezalandırılması için başvuruların soruşturma makamlarına yapılması gerekmektedir. Aile bireyleri arasında
gerçekleşen cinsel ve fiziksel istismar olguları aileyi korumak adına adli makamlara bildirilmemekte, yalnızca çocuğun tedavi edilmesi amaçlanıp eylemi gerçekleştirenler cezalandırılmamaktadır. Bunun sonucu olarak da çocukların istismarı sürmekte, tam olarak korunamamaktadırlar. Gönüllü bildirimin yarattığı sorunları gidermek için kamusal sorumluğun gereği olarak yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte gönüllü bildirim sisteminden zorunlu bildirim sistemine geçilmiştir. Yani çocuk ihmali ya da istismarına tanık olan  bireylerin gerekli mercilere bildirim yapması zorunludur.
Not : Resim Alıntıdır

Öne Çıkan Yayın

Selam Dostlarım. Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum. Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle...