29 Mart 2016 Salı

Sarı Zarfınız Var

Sevgili Kestane Fiyonk'un 3 Mart'taki Bir adet yeni bildirminiz var adlı yayınında, blogger dostları mektuplaşmaya davet ettiğini belirtmişti. Benim gibi nostalji düşkünü biri için bu kaçırılmaz bir fırsattı. Hemen iletişime geçip mektuplaşma isteğini kabul ettim. İyi ki kabul etmişim. Salı günü okulumuz hizmetlisinin " Hocam sana sarı zarf getirdim" demesi üzerine gülüşmeler eşliğinde ben hemen hatırladım, beklediğim mektubu. Memurlukta "Sarı zarf" amirin savunmanızı istediği resmi mektuptur. Genellikle saman kağıdı zarfta verildiği için "sarı zarf "olarak tabir edilir. Kısacası hoş bir şey değildir.  Hizmetlimiz de bana şaka yollu takılmak istedi, ama rengi tutturamamış ve benim gibi birinin eski günlerdeki gibi mektuplaşabileceğini nerden bilsin zavallıcık. Okula gelse gelse kredi kartı ekstreleri gelir  ki onlar da kağıt israfı nedeniyle elektronik postayla geliyor artık,ya da resmi mektuplar gelir.
  Meraklı bakışlar içinde açtım mektubumu. Büyük alkışlar eşliğinde de okudum tabiki. Stajyer öğrencilerimizin şaşkın yüz ifadeleri,bu devirde mektup mu olur der gibiydi.
  Kestane Fiyonk ne mi yazmış ee o da bende sır kalsın. Çok güzel şeyler yazmış çok. Beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. Kendi elleriyle harika bir kart hazırlamış ve boyamış. Hele kendi el yazısıyla yazmış olması, o kartın kokusu, karta dokunmak , çok büyük bir zevk. Hemen nir mektup kutusu oluşturdum ve her gelen zarfı bu kutıda biriktireceğim bakalım ne kadar mektubum olacak?
   Ben de en kısa zamanda cevabımı yazacağım. Sürprizimi bekle şekerim.
  Bu güzel etkinliği devam ettirmek, yeni mektup arkadaşım olmak isteyen dostlarıma posta adresim sonuna kadar açıktır. Sevgiyle...

HAFTANIN BLOĞU : Kafası Karışık Blog

Bu haftaki misafirimi,  geçen sene "Neden evlenmedim "yazı dizileriyle tanımıştım. Oldukça esprili, tam bir kitap kurdu, hayvanlara ve çocuklara duyarlı, kozmetiklerle arası oldukça iyi olan Kafası Karışık Blog bloğunun sahibesi sevgili Dilek. Haydi ne duruyorsunuz Kahveleri hazırlamış  bizi bekliyordur şimdi. Damat adayımızla mı gitsek yoksa. Dilek çiçeğimizi çikolatamızı hazırladık vatan millet Sakarya dedik geliyoruz tutmayın bizi. 
" Haftanın  bloğu seçilen arkadaşımız, kendi bloğunda gelen ziyaretçiler için "hoşgeldiniz " temalı bir yayın hazırlaryacaktır. Gelen misafirlerinin yorumlarını bu yayın altında toplamak adına " Dilek  hoşgeldiniz yayınını unutma 

28 Mart 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi:15 Çocukluğumdan Kalan



Çocukluğumdan Kalan Avon  denilince çocukluk günlerim aklıma gelir.seksenli yılların başında  Türkiye' de daha adı  bilinmezken teyzem Almanya'da Avon'un temsilciliğini yapıyordu. Her gelişinde  parfümlerinden  ve diğer makyaj malzemelerinden anneme getirirdi.Ben en çok tester parfümlerine bayılırdım. Beni öpen hanımlar  "sen ne kadar güzel kokuyorsun" derlerdi.annemin en kıymetli makyaj malzemelerine imrenerek bakardım, bazen de gizlice yüzüme sürerdim. Hele kırmızı rujuna bayılırdım.Resimdeki bu makyaj ürünleri çocukluğumun en güzel anısı olarak evimde en güzel yerde duruyorlar.Yıllar sonra Türkiye'de Avon duyulmaya başlayınca tanıdık kokular benim o günlere özlem dolu bakışım oldu. 

27 Mart 2016 Pazar

Haftanın Şanslısı

 
 Yıllardır  pazar günü evimizin değişmeyen artık gelenek halini alan  şeyi zorluğuyla ün yapmış  pazar bulmacasının çözülmesidir. Bazen akşama kadar bazen de öğlende bitirmeyi başardığımız pazar bulmacası sayesinde kazandığımız bir kitaplık dolusu kitabımız var. Eskiden internet yokken , bulmacayı çözmek tam bir ritüeldi. Kütüphanemizdeki otuz küsür çeşit sözlük masa üzerine çıkar, ansiklopediler hiç yerinde duramadıklarından tozlanmaya bile fırsat bulamazlardı. Hatta şehirde bulmaca çözenlerle oluşan dostluk sayesinde bulunamayan cevaplar imece usulüyle çözülürdü. Dikkatle çözülüp adrese postalanan bulmacanın cevabı için on beş gün beklenirdi. Babam her hafta birimizin adını yazar gönderir. O hafta kimin adına kitap ödülü çıkmışsa evde bayram havası eserdi. Bu geleneğimiz hala devam ediyor. Eskisi kadar olmasa da arada bir kitap ödülü kazanıyoruz. Şimdilerde internet sayesinde çözümü kolay hale geldi. Hatta facebookta bulmaca çözerler grubu oluşturulduğundan bulunamayan cevaplar gruptan kolaylıkla öğrenilebiliyor.
   Bu haftanın şanslısı bilin bakalım kim ? Tabiki de bendeniz. Bir kaç gün sonra postacı kapıyı çalar kargonuz var diye.
 Siz de bulmaca çözüyor musnuz , kitap ödülü kazandınız mı hiç ? 

26 Mart 2016 Cumartesi

Hiçbir şey yapmayasım var

Soğuk sayılabilecek serinlikte bir bahar. Sabah kıpkırmızı bademciklerle uyanmış olan bendeniz, evde anlamsız anlamsız dolaşıp, rutin işleri üstün körü geçiştirip,"hiçbir şey yapmayasım var" ruh haline büründüm. Sabah kahvesi kesmedi bir tane daha yaptım . Yağmur ha yağdı yağacak. Bir ilaç alayım , biraz uyuyayım kendime gelirim belki. Aylardır kapağını açmaya fırsat bulamadığım kitabımla barış imzalamanın tam sırası. Yağmur da ha yağdı yağacak . Bir fincan kahve de kesmedi bugün beni. Çekmeceden "Hiçbir şey yapmayasım var " ruh halimi çekip çıkardım . Aylardır kapağını kaldırmadığın kitabımla barış imzalama zamanı, yağmur da ha yapdı yağacak......
  Siz hangi ruh halindesiniz a dostlar. Yağmur var mı yaşadığınız diyarlarda. Kahvenizi içtiniz mi? Bahar yordu mu sizi de ? 

24 Mart 2016 Perşembe

Pembe Yelpaze

 
 Rivayetlerin kuvvetli ihtimaline göre, yelpaze eski mısırda Firavunları serinletmek için kullanılan araç olarak ortaya çıkmıştır. Sıklıkla büyük ağaç yapraklarının ( palmiye gibi )kullanıldığı serinleme araçları      Çinlilerde yaygın olarak kullanılmış, japonlara geçtiğinde ise katlanır halini almış.Rönesansla birlikte Avrupalı kadınların tanıştığı yelpaze, kuş tüyleri, değerli taşlarla süslenerek  kadınların en önemli mücevherleri halini almıştır.
   O dönemde Avrupa insanının, dini gerekçelerle suyu temizlik aracı olarak kullanmamaları salgın hastalıkların artmasına neden olmuştur. Avrupa pislik içinde kırılırken, kendilerini korumak için yeni icatlarda bulunmuşlardır. Parfüm, şemsiye, topuklu ayakkabı en bilinenleridir. 
   Yelpaze de o dönemin şaşalı balolarının vazgeçilmez aksesuarlarından biri olmuştur. Çiçek bozuğu yüzlerini balmumu ile  yaptıkları makyajla düzleştiren zengin kadınlar, gittikleri partilerde sıcağın etkisiyle makyajlarının akmasını önlemek için yelpaze kullanmak moda halini almıştır.
   Günümüzde de binbir çeşit renkte ve desende üretilen  yelpazeler özellikle belli yaş üstü kadınların, yanlarından  ayırmadıkları, serinleme ihtiyaçlarını giderdikleri araçlar olarak kullanılagelmektedir.
   Küçük bir kız çocuğuyken, gittiğimiz günlerde hanımların , çantalarından çıkarıp, kırmızı ojeli zarif elleriyle, serinlemek için salladıkları yelpazeleri beni, düşlerin en güzeline doğru yolculuğa çıkarırdı. Masallardaki baloların birinde kendimi bulur, kabarık elbiseler içinde olduğumu hisseder, kulağımda hoş tınılar eşliğinde dans ettiğimi düşlerdim. O yıllar, öyle herşeyin çok olmadığı, her istenilen şeye hemen ulaşılamadığı, elimizdekinin de kıymetini bildiğimiz zamanlardı. 
   Babam seksenli yıllarda seminer için gittiği İzmir'den dönüşte getirmişti bu pembe yelpazeyi.
Bilmem içinizde tanıyanlar var mıdır, çocukluğumuzun bu tatlı pembe anısını. Üzerinde  İstanbul'dan manzaralar olan yelpazem, küçük çantamdan hiç eksik olmazdı. Hanımların yaptığı gibi arada bir çıkarıp serinler, sonra hemen çantama saklardım. Aklım çıkardı, biri eline  alacak kıracak diye." Süslü kokona" deseler de ben hiç aldırmaz, yelpazenin zarafetinde kaybolurdum.
  Yıllar geçtikçe kağıt, kumaş, tahta, dantel bir sürü ylpazem oldu. Hatta İspanya'ya gittiğimde en güzellerinden aldım. Ama hiçbiri bu pembe yelpazemin yerini tutamadı. Çünkü o hep benimleydi, o en güzel anların simgesiydi, o çocukluğumun mutluluğu demekti.

21 Mart 2016 Pazartesi

HAFTANIN BLOĞU: Sihirli Yemek Kutusu


Yine bir Salı gününde haftanın bloğu ile karşınızdayım. Bu haftaki konuğum, aramıza yeni katılan sevgili Fulya Süzen'in enfes tariflerini paylaştığı Sihirli Yemek Kutusu adlı bloğu. Haydi bakalım yemeklerin sihirli etkilerini sunduğu bir kutu mutluluk için misafirliğe gidelim mi. Fulya çayı koy geliyoruz.
"Bu haftadan itibaren haftanın bloğu seçilen arkadaşımız, kendi bloğunda gelen ziyaretçiler için "hoşgeldiniz " temalı bir yayın hazırlaryacaktır. Gelen misafirlerinin yorumlarını bu yayın altında toplamak adına "
Fulyacım hoşgeldiniz yayınını unutma 

20 Mart 2016 Pazar

Nostaljik Pazartesi : 14 Yeni Gün

Yeni gün ( nevruz) bayramının kökeni çok eski çağlara dek uzanır. O dönemde ,yaşamla ilgili herşey dört mevsimle yakından ilgiliydi.Zor koşullarda geçen çetin bir kıştan sonra toprağın uyanması doğa annenin rengarenk çiçekli yeşil örtüsünü sermesi , bolluğun bereketin gelmesiyle yeni günün kutlanması gereğiyle Nevruz geleneği  Persler'de başlamış, Zamanla  kültürler ve dinler arası etkileşimlerle kutlamalar ad değiştirerek  ,eklemeler yapılarak devam etmiş. Dinsel simgeler eklense de Paskalya , hıdırellez , nevruz hep aynı temaları içerir.Nevruz öncesi evin ve bulunulan çevrenin temizlenmesi ve o güne özel  yiyeceklerin hazırlanması seramonisi. Bayram günü çeşitli eğlencelerin , yarışmaların  yapılması , güne özel hazırlanan  s harfli yiyeceklerin yenmesi,  yumurtaların  doğadaki bitkilerle boyanarak çeşitli oyunlarla  yenmesi ,şifa veren  ve suyla haşır neşir olmak, ateş yakılması ve ateşin arındırma gücüne inanılarak üzerinden atlanması , insanların bir araya gelip dayanışma ve yardımlaşmada bulunduğu baharın bayramı daha uzun yıllar farklı kültürlerde ,farklı geleneklerle ,ortak temalarla sürer gider.

17 Mart 2016 Perşembe

Çanakkale içimi yakar


24 mayıs 2014 tarihinde ÇOGEP( çocuk ve gençler sosyal koruma ve destek programı ) kapsamında " bir hayalim var " adlı projede öksüz ve yetim çocukların yazdıkları mektuplar doğrultusunda düzenlenen Çanakkale -İstanbul gezisinde  toplum destekli  polislerimizle birlikte rehber öğretmen olarak görevlendirilmiştim. Çok anlamlı bir o kadar da sorumluluk yüklü bu görev ömrümün sonuna kadar unutamayacağım deneyimlerden olmuştu. 5 günlük gezimizin ilk durağı Çanakkale'ydi.  Her karışı binlerce şehitimizin kanıyla sulanan toprakları gezerken her seferinde çok etkilenirim.Yine duygu yüklü sahneler yaşayarak , gözlerimmiz yaşlı Büyük Abide'yi geziyorduk.Bir yandan çocuklar abideyi görmenin şaşkınlığı içinde fotograf çektiriyorlar bir yandan , merakla  sorular soruyorlar. Birkaç tanesiyle   fotograf çektiriyorduk ki birden sallanmaya başladım . Kendi kendime "burası çok rüzgarlı sanırım ondan sallandık diye düşünürken" , depremin olabileceği hiç aklıma gelmedi.Tam abidenin altında depremin olması , beni iki kere korkuttu. Birincisi çocukların paniklemesi , İkincisi de sanki oradaki şehitler  bu ülke öyle kolay kazanılmadı uyan ülkeye sahip çık der gibi işaret veriyorlardı. Bunun günlerce etkisinde kaldım.Şehitlerimizin aziz ruhları karşısında bir kez daha minnettarlıkla eğiliyorum. Ruhlarınız şad olsun. Her bir karış topraktaki kanınızda hepimizin sorumluluğu var. Yazdığınız destan hiçbir zaman hafızalardan silinmeyecek.
Ülkemin yaşadığı zor günler bir gün geçecek ve sizler ebedi istirahatgahlarınızda huzurla uyuyacaksınız.



15 Mart 2016 Salı

Kan Revan İçindeyiz.


Kötü başlayan bir hafta, Ankara kan revan içinde. Acımız büyük,yastayız. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Haftanın bloğunu seçecek ruh halinde değilim...

14 Mart 2016 Pazartesi

Yorumsuz...

Ülkemde yaşanan kötü olaylar, dur durak bilmiyor. İçim yanıyor, kan ağlıyorum. Böyle bir durumda yazacak hiçbir şey yok. Nostaljik Pazartesi yazıma şimdilik ara veriyorum, canlarımız gidiyor, ateş düştüğü yeri yakıyor.

13 Mart 2016 Pazar

Karnabahar Salatası


Sağlıklı beslenme tariflerime bir yenisini ekliyorum . İşte karşınızda nefis karnabahar salatası. Çok sağlıklı ve doyurucu olmasını unutmadan, onun  şifasından yararlanmak gerek. Gerçi karnabaharın pişerken yaydığı kokusu yüzünden yemeyen ve sevmeyen çok kişi var , özellikle de çocukların pek  severek yediği besinler arasında değil. Onlara tavsiyem ,eğer kilo sorununuz yoksa , bir de beşamel soslu bol kaşarlı deneyin derim . İsteyenlere bir de beşamel soslu karnabahar tarifimi verebilirim.Ben bu salataya ana öğün gözüyle bakıyorum ama  et ve tavuk yemeklerinizin yanına yakışacak harika bir garnitür .Gelelim tarifine,
 
Malzemeler:

1 tane orta boy karnabahar
Yarım demet maydanoz
 Yarım Limon
 1 tatlı kaşığıZeytinyağı
 3 diş Sarımsak
 3-4 tane zeytin
 Tuz
 Pulbiber

Yapılışı:

Karnabaharlar ayıklanıp, küçük olmayacak şekilde parçalara ayrıldıktan sonra, kaynayan suda kısa sürede haşlanır. Eğer çok haşlanırsa dağılır ve bütün besin değerini yitirir.
  Haşlanan karnabaharlar tabağa alınarak soğutulur.
Sarımsaklar soyulup dövülür. Zeytinyağı, tuz, dövülmüş sarımsak ve limon eklenerek sos hazırlanır. Sos karnabaharların üzerine dökülerek, bir kaç saat sosu çekmesi için dinlendirilir.kıyılmış maydanoz pulbiber ve zeytinlerle salata süslenerek servis yapılır.
Not: Vücuda birçok faydası olan karnabahar, gut hastalığı olanlar ve böbrek taşı olanların az miktarda tüketmeleri konusunda uzmanların uyarısı vardır.




12 Mart 2016 Cumartesi

Kalem yiyen fil


Bazı objeler var ki beni çocukluğumun dalgasız, saf duygu denizinde yüzdürmeye bayılıyorlar. İşte geçenlerde elime geçen bu masa üstü kalemtraş gibi. Kendimi bildim bileli bizim evin baş köşesini mesken etmiş bu makine, dört çocuğu üniversite okuttu.Hepsinin eline ekmeğini verdi. Hatta tatillerde onların çocuklarına da hizmet vermeyi sürdürüyor. Birini diş hekimi , birini de mimar yapacak. Diğer küçüklere de yetişecek gibi.
   Bir akrabanız yabancı ülkede yaşıyorsa, okumaya meraklı çocuklarla dolu bir eve de yurt dışundan ancak böyle bir hediye getirilirdi. Benden en az on beş  yaş büyük olan bu makine, çalışma masamızın baş köşesinden hiç eksik olmazdı. Sonradan sonraya uçlu kalemler çıksa da kurşun kalemlerle olan dostluğumuz hiç bitmedi. Diğer kalemtraşların aksine kalemin ucunu daha uzun açtığı için onunla açtığım kalemlerim daha uzun süre yazı yazardı. En çok da deposunda biriktirdiği kalem talaşı kokusuna bayılırdım.  Onu, küçük bir file benzetirdim. Açma kolunu filin kuyruğu olarak düşlerdim. Kalem açmak için kolu çevirdiğimde  çıkan sesi, filin kuyruğunu çevirdiğim için homurdandığını düşünürdüm.
   Önündeki ayar sayesinde istediğiniz kalınlıktaki kalemi açmak çok kolay oluyordu. İstenirse vidaları sayesinde masaya sabitlenebilen bu makine , hiçbir zaman elimizden düşmediği için montelenmeyi hak etmiyordu.
 Onunla kalem açmanın da bir kuralı vardı. Önce kalemin kalınlığına göre öndeki delikler ayarlanır, sonra kalem yerleştirilir. Sol elin serçe parmağıyla kalem sıkıştırıldıktan sonra, sağ elle kol çevrilmeye başlanırdı. Gır gır gır gır. Ucu yeterince açılmış mı diye çıkarılır bakılır,yeniden yerleştirilip sıkıca tutmayı ihmal edilmeden kol yeniden çevrilirdi. Gır gır gır. Aksilik bu ya  makine birden elimden düşer içindeki ne kadar talaş varsa yere dökülürdü. Annem görmeden koşar gırgırı getirip yerleri temizlerdim. Sonra makine yine  masanın başköşesindeki yerini alırdı.
   Sahi sizin de evinizde bu makineden var mıydı?

7 Mart 2016 Pazartesi

HAFTANIN BLOĞU: VİŞNELİKİRAZ


Bugün salı ve haftanın bloğu günü. Bu hafta tatlı mı tatlı , duyarlı mı duyarlı bir konuğum var.
Kendini"Burası benim kendimi gerçekleştirmeye başladığım yer olacak sanırım yani bu blog. İlk defa yazdıklarımı başkalarının da okuyabildiği ve hedeflediğim büyük şeylerin başlangıç noktası. Bu bloğu yuvaya çevirebilirim umarım. Sevgiyle.. " diye ifade etmiş  güzel bloggerimizi tanıdınız mı ?
Üniversite öğrencisi olduğuna bakmayın, o şimdilerde Sakarya'da bir gazetede köşe yazarlığı yapıyor.
Hayvanları çok seven ve onlar için duyarlı etkinliklere imza atan sevgili Selin'i tanımayanlar Ne duruyorsunuz haydi ziyaretine gidelim .VİŞNELİKİRAZ

Bu haftadan itibaren haftanın bloğu seçilen arkadaşımız, kendi bloğunda gelen ziyaretçiler için "hoşgeldiniz " temalı bir yayın hazırlaryacaktır. Gelen misafirlerinin yorumlarını bu yayın altında toplamak adına 

Nostaljik Pazartesi: 13 Emekçi Kadınlar

Geçen sene 8 Martta yayınladığım yazıya bakıyorum da değişen çok şey var ama değişimler hep kötü yönde.Kaç kadın daha  şiddete  maruz kaldı ve kaç kadın öldürüldü. Kadınlar için Emekçi kadınlar için  yapılan hiç mi iyi bir şey yok. İndirim yapıyorlar ya yetmez mi?                                            

Son günlerde nereye baksam Kadınlar Günü İndirimi ,  kadınlar Gününe özel vb yazıları görüyorum . Genellikle kozmetik firmalarının indirimleri.Telefonuma gelen mesaj ve mailler de cabası .Her yıl 8 Mart "Dünya Emekçi Kadınlar Günü "olarak kutlanıyor .Ama nedense gördüğüm yazılarda emekçi kısmında kısaltmaya gidilip "kadınlar günü " olarak lanse ediliyor.  Peki kimdir emekçi kadın ? Bana soracak olursanız böyle bir günün olduğundan habersiz , bin yıllık Anadolumun kültürüyle hamurunu yoğurup , eşine , çocuğuna sunan sırasında tarlada , bağda çalışan , kılı kırk yaran  bunun karşılığında maddi bir geliri olmayan nasırlı  ellerinin  en büyük süsünü yine doğadan alan hakiki Anadolu kadını .Bugün ne giysem , şu kozmetik firmasında indirim varmış , saçımı koyu kestaneden az açık kestane mi yapsam gibi şeylerle uğraşmayan , bir günlük bir de yabanlık kıyafetiyle ömrünü geçiren ,bayramdan bayrama yaktığı kınası en önemli  süsü olan , Anadolu  Kadını yanında şehirlerde yaşayan çalışıp üreten , karşılığında maaşını alan ancak , moda , giyim , kozmetik içinde boğulup kalan kadıncıklar . Şimdi söyleyin bana kadınlar gününe özel indirimler , kadınlar günü , kadınlar , kadın ... Neyin indirimi, Kimin günü .Kimindir Emekçi Kadınlar Günü ? 

6 Mart 2016 Pazar

Bir yeni mim : "Sizin Şehriniz "



Merhaba dostlarım , dışarıda ruhumu ısıtan bir güneş ve  baharın taze kokusu var. İçim kıpır kıpır. İlham perilerim rahat durmuyor, bana yeni bir etkinlik başlat diyor. Duyduk  duymadık demeyin hatta ve hatta duyduk da duymanazlıktan geldik hiç demeyin. Yeni bir mim başlatıyorum.
Malumunuz üzere, İstanbul çoğunlukta olsa da, blogger dostlarımızın azımsanmayacak bir kısmı Türkiye'nin dört bir yanında yaşıyor . Hatta Dünyanın desek daha doğru olur. Bazı dostlarımızın nerede yaşadığını biliyorum ama klavyenin diğer ucu hangi şehirde bilmediğim çok dostum var. ve  onları çok merak ediyorum. 
Birbirimizi daha iyi tanıma adına düzenlenen bu mim etkinliğinde yapacağımız şey, yaşadığınız ili kendi gözünüzden bize anlatmak .  Şayet İstanbul'da iseniz, bulunduğunuz semti pekala anlatabilirsiniz. Evet dostlarım Siz Türkiye'nin  neresindensiniz ? 
Mim sahibesi olarak ilk ben başlıyorum. Bilenleriniz mutlaka var, bilmeyenler için de söylüyorum. Ben Eskişehir'de yaşıyorum. Bi dakka bi dakka kahvemi yapayım yazıya öyle devam edeyim.
Evet nerde kalmıştık. Babam Eskişehir'li olduğu için 1978'in Ağustosundan beri Eskişehir'de yaşıyoruz. Küçük bir Anadolu kentiyken, özellikle Yılmaz Büyükerşen Hocamızın Belediye başkanlığından sonra, hızla gelişen ve küçük bir Avrupa kenti kimliğine bürünen şehrimin aynı zamanda kültür ve sanat şehri olması ayrı bir gurur kaynağı. Şehrin ortasından geçen Porsuk nehri etrafına sıralanmış cafelerde çay ve kahvenizi yudumlarken ,gözünüz bir gondola takılı kalır ve size Venedik'teymişsiniz hissi yaşatır. Ya da Adalar'da düzenlenen bir festivalin içinde bulursunuz kendinizi. Kim bilir "Cafe Tigris "de buradadır.
 Şehrimin topraklarından yetişmiş yüce Şahsiyet Yunus Emre ve büyük nüktedan Nasrettin Hoca ile hemşehri olmayı ayrıcalık olarak görüyorum. Fahrettin Cüreklibatur( Cüneyt Arkın) ve daha bir sürü önemli şahsiyetle aynı liseden mezun olduğumuzu da söylemeden edemiyeceğim.
 Eskişehir Anadolu'nun binlerce yıllık tarihine tanıklık etmiş Friglerin hayatında önemli rol oynadığından, ta eskilerden  kaldığı için adı eski ama her geçen gün kendini yenileyen bir şehir olma özelliğini taşımakta.Tarihi Odunpazarı evlerinin restorasyonu ile birlikte, Disneyland'ı andıran şatosu ile ünlenen bilim sanat parkı, denizi olmayan şehirde plajı olan kent parkı, Balmumu Heykelleri  Müzesi,Çağdaş Cam Sanatları Müzesi ,beyaz altın diye tabir edilen lületaşı işçiliği ve birbirinden lezzetli mutfağı ( çibörek,cevizli haşhaşlı ekmek, topak tarhana çorbası, balaban köftesi, met helvası ) ile son yılların gözdesi haline gelip, ziyaretçi akınına uğrayan şehrime siz hala gelmediniz mi ?
Belki yolunuz düşer de Cafe Tigris'te beraber yudumlarız kahvemizi, uyarına gelirse Porsuk'ta gondol sefası da cabası.
 Eskişehir'de bunlar mutlaka yapılmalıdır.

  •  Çibörek (asıl adı şırbörektir) ve tatar mutfağının enfes yemekleri, yöresel tarhana çorbası (Topak Tarhana), balaban köftesi, cevzili haşhaşlı çörek tarihi Odunpazarı semtinden alınmalı ve mutlaka yenmeli
  • Met helvasının tadına bakıldıktan sonra eşe dosta hediyelik alınmalı,
  • Tarihi Odunpazarı evleri gezilmeli ve eski bir evin bahçesinde mutlaka kahve ve şerbet molası verilmeli
  • Bal mumu Heykelleri müzesi, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Cumhuriyet Tarihi Müzesi gezilmeli, Tarihi Atlıhan çarşısında soluklanıp lületaşı işçiliğinin en güzel örneklerinden hediyelikler alınmalı,
  • Sazova Bilim Sanat Parkı'nda Masal Şatosu, Korsan Gemisi gezilmeli,küçük trenle parkın çevresi turlanmalı. Uzay evi,Bilim Deney Merkezi,Sualtı dünyası geziye dahil edilmeli,
  • Mevsim şartları uygunluğuna göre Kent Parkta yüzme molası verilmeli,
  • Kudretten kaynama suyu ile ünlenen hamamlarda suyun şifasından faydalanmalı,
  • Hamam yolu, Köprübaşı, Adalar gezilmeli.Adalardaki Cafelerde çay kahve molası mutlaka verilmeli,
  • Gondol ya da Esbot'la Porsuk Nehrinde tur atılmalı,
  • Yunus Emre'nin mezarı,Kurşunlu Camii,Seyitbattalgazi Türbesi de programa alınmalı
  • Gelmişken Tigris'i de ziyaret etmeli .
Şehrimin keşfedilecek başka güzellikleri de var. Bazıları da keşfetmek isteyen dostlarıma sürpriz olsun.
Gelelim Mimlediğim dostlara 

fulyapimlezzetler.blogspot.com

Söyleyin bakalım siz neredensiniz?

Bu arada mimlenmeyen dostlarım lütfen bana gücnmeyin . İsteyen herkesi mime davet ediyorum . Sevgiyle

Not: Fotograf konusunda karasız kaldım, dışarı çıkınca bir sürü malzeme buldum. Burada her an her şey oluyor. Bir etkinliğin ortasında buldum kendimi.8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalrı kapsamında "Köprüler örüyoruz" sloganıyla bir araya gelen Eskişehirli kadınlar, ördükleri bin 500 motifle Adalarda bir köprüyü süsleyerek barış dileklerinde bulunmuşlar.Bir kaç kare sizin için yakaladım.

4 Mart 2016 Cuma

Erkenci Bahar

Çat kapı misafir gibi,
Hoşgeldin
Gönlüme erkenci bahar
                          Tigris

3 Mart 2016 Perşembe

Patates Salatası

Hanımlar, beyler patates salatasını sevmeyen var mı bilemiyorum, ama ben bayılıyorum. Şöyle bol limonlu ve bol acılı . Diyet programımda karbonhidratlara daha az yer verdiğim için patates de arada sırada tükettiğim besinlerden birisi. Patatesi salata olarak yemek bana ayrı bir keyif veriyor. Sizler nasıl yaparsınız bilmem ama ben genellikle şu şekilde yapıyorum.

Malzemeler:

4 orta boy haşlanmış patates
3-4 tane taze soğan
Yarım demet maydanoz
3-4 tane marul
Limon
Zeytinyağı
Pulbiber
Karabiber
Tuz
1 tane haşlanmış yumurta
5-6 tane zeytin

Yapılışı:

Patatesler haşlandıktan sonra , küp küp doğranır.taze soğan, maydanoz , marul ince ince doğranır. Tuz, karabiber, pulbiber  patateslere ilave edilerek karıştırılır. Damak tadınıza görez baharatlar azaltılır veya çoğaltılır.yeşillikler de ilave edilerek karıştırılır. En son limon ve zeytinyağı eklenir.
Üzeri haşlanmış yumurta ve zeytinlerle süslenir.

Not: Patates tuzu çektiği için tadına bakılarak tuz ilavesi yapılmalıdır. Ekşisi bol olunca lezzeti daha güzel ortaya çıkıyor. Marul isteğe bağlı olarak konulur. Ben salata olarak değil de başlı başına bir yemek olarak düşündüğüm için marul koymayı tercih ediyorum.

Basit ve bir o kadar da lezzetli patates salatası, günlerde garnitür olarak en çok yapılan salatalardan biridir. Bu salata balığın yanına da çok yakışıyor , şiddetle tavsiye ederim.


1 Mart 2016 Salı

HAFTANIN BLOĞU: KurabiyeciMiss


Yeni bir hafta, günlerden salı ve yeni bir dostla haftanın bloğu etkinliği ile karşınızdayım. Aramıza daha çok yeni katılmasına rağmen hemen bizlere uyum sağlayan, birbirinden nefis yemeklerin , kurabiye , pastaların sahibesi sevgili Zehra Ertuğru bu haftaki misafirim. Kendisiyle bir anda kaynaştık. Yemeklerinin tadına bakma imkanım olmasa da tatlı dili ile ruhumun gıdasını fazlasıyla veren blog dostumu ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. Hoş bir karşılamayla size ev sahipliği yapacak ve bloglarınıza tek tek iadei ziyarette bulunacağına eminim. Aramıza hoşgeldin sevgili KurabiyeciMiss

Öne Çıkan Yayın

Selam Dostlarım. Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum. Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle...