30 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi :24 Bir Avuç Alıç


Çocukluğumda , mahallelerin , komşulukların daha bir sıkı olduğu , semt pazarlarının köyünden ekip biçtiğini getirip küçük tezgahında satan özü bozulmamış köy insanının olduğu yıllarda ,her hafta mahallemize kurulan pazara annemle giderdik. Sonbaharda pazarları daha bir severdim. Sıcak renklerin her tonunu gördüğümüz meyve ve sebzeler güneşin solgun yüzüne inat içimi ısıtırdı.Elma , nar, ayva, armut,havuç, karnabahar,pırasa,ıspanak tezgahlarının arasında köy dağlarından toplanıp , pamuk ipliğine dizildikten  sonra tezgahta yerini alan sarılı kırmızılı alıçları  bir mücevher kolye gibi hayranlıkla izlerdim.  Bir dizi alıçtan kolye alıp boynuma takıp tek tek kopararak yemeye başlardım.Damağımdaki tatlımsı lezzet hemen bitmesin diye yavaş yavaş yer keyfini çıkarırdım. Alıçtan yapılmış kolyelere evimize çok yakın ilkokulumuzun önünde de görürdüm.Çocukluğumun en saf yıllarınn bu unutulmaz lezzeti ve kokusu ,buruk sevinçler yaratır yüreğimde.Şimdilerde her gün televizyonlarda  alternatif tıp uzmanı diye  ekranın baş köşesine kurulan amca ve teyzelerin  faydalarını saymakla bitiremedikleri alıç , sanki yeni görücüye çıkmış genç kız gibi daha bir önemli olmuş . Halbuki doğa anne her mevsim dağlarında , bahçelerinde öyle güzellikler sunuyor ki , bunları başkaları söylemeden kıymetini bilip , her şeyi zamanında ve en doğalını yemek gerekiyor. Köy insanının daha sağlıklı ve uzun ömürlü olmasının ilk şartlarından biri de bu meyve ve doğal yiyeceklerle beslenmesi oluyor. Hafta sonu köy ziyaretinde bulunma fırsatımız olunca , sürülmüş tarlaların ortasında bir alıç ağacı bulmanın keyfiyle bir avuç da olsa toplama şansı yakaladım.Bizden önce çobanların , köylülerin topladığı alıçlardan geriye kalan  bir kaç taneydi nasibimize düşen. Çok çok toplayabilseydim, eski günlerdeki gibi ipe dizip boynuma asacaktım alıçtan kolyemi. Bu sefer bir avucuma sığdırdığım mercan taneleri kadar kıymetli alıçlarımı kokusunu içime çeke çeke , tadına vara vara tek tek yedim , çocukluğumun sonbaharlarına gönderme yaparak. 

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Allah'ın Askerleri


Selam dostlarım. Yine bir kitapla geldim. Konstantiniyye Oteli kitabında Zülfü Livaneli'nin atıfta bulunduğu büyük yazar Yaşar Kemal'in belki de çoğu kişi tarafından bilinmeyen kitabı. 
Kitabın adı : Allah'ın Askerleri 
Yazarı: Yaşar Kemal 
Kitabı merak edip hemen araştırmaya koyuldum. Burada bulamayınca da Ankara'dan getirttim. Bir solukta da okudum ve sizinle paylaşmak istedim . 
  İstanbul'un çeşitli semtlerini mesken tutan sokak çocuklarının, mecburi bir hayatı seçmelerini konu alan kitapta, küçük yüreklere sığan kocaman dünyalarda kendinizden bir parça buluveriyorsunuz . 
  Sokak çocukları ,Allah'ın Askerleri, gerçeklerle yüzleşmek ,vicdanınızı sorgulamak  için okunası güzellikte.
 
 

25 Mayıs 2016 Çarşamba

# Mim # Tigris Kimmiş, Kimmiş?

 Merhaba gönül dostlarım. yine bir mim etkinliğinde ismimi gördüm ve en kısa zamanda görevimi yerine getireyim dedim. Bu etkinliği başlatan ve beni de davet eden Sevgili Simurg'un Kalemi 'ne teşekkürlerimi sunarım.
  Blog dostlarının tanınması ve kaynaşmasını amaç edinen etkinlikte dilim döndüğünce kendimi anlatmaya çalışacağım. 

   Bir Tigris'dir gidiyor, peki kimdir bu Tigris , adını sanını bilen yok. Eskişehirli bir babanın ve Trabzonlu bir annenin en küçük çocuğu olarak karlı bir Şubat ayının onuncu gününde Van'da dünyaya merhaba dediğimde  ailenin tek kız çocuğu olduğumdan dolayı  sevinçle karşılanan  bendeniz Tigris ( Dicle'nin mitolojik adı), çocukluğumu  ve gençliğimin ilk yıllarını  babamın memleketi olan Eskişehir'de geçirmiş,her ne kadar edebiyat öğretmeni olma hayalleriyle yanıp tutuşsam da kaderim beni daha sevimli bir alanda öğretmenlik duygusunu  tatmam için Gazi Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümüne doğru sürüklemiştir. Ankara'da dört yılımı tamamladıktan sonra 96 yılında göreve başladım.
  Anadolu'nun özü bozulmamış insanlarını barındırdığı Kastamonu'da bir çalıkuşu misali göreve başlayıp kısa sürede bütün Kastamonu halkıyla dost olup dolu dolu geçen dört yılın sonunda memleketim Eskişehir'e dönmek zorunda kaldım. Ama ne o dostlukları ve ne de yaşadığım güzel anları hiçbir zaman unutmadım. 
  Kastamonu'da Sanat müziği ile tanışıp, Kültür müdürlüğünün korosunda sunuculuk görevi ile onurlandırıldım. Sanat müziği ve sunuculuk deneyimim sayesinde TRT 'nin değerli sanatçıları ile tanışma fırsatı yakaladım.
  Mesleğime ve çocuklara aşık bir yürekle, her gün yeni umutlarla çıktığım yolda çok şükür diyerek eve döndüğümde, yaşadığım huzurun değeri paha biçilemez güzellikte.
  Üç ağabeyimin " Kıymetlisi" ve dört yeğenin de "Asaletli Halası" olmak bana  her zaman gurur vermiştir.
  Aile değerlerini herşeyden üstün tutup, onlara adanmış bir hayatta mutlu olmak bu olsa gerek.

  Tigris iyidir hoştur, kolay kolay kimseye kızmaz, kin gütmez ama bir kere sildi mi bir daha asla ve asla dönmez. Ama bilir ki sildiği kişi bunu çoktan haketmiş, hatta uzatmaları bile oynamıştır.
  Sevdi mi de sonsuz ve karşılıksız bir sevgiyle bağlanır. 
  Yüreğinden koparmadığı çocuk yanı sayesinde umutları hep tazedir.
  Ölümden gayri herşeyin bir çaresi olduğuna inanır.
   Sık sık da yaşama geliş amacını sorgular ve bu doğrultuda yaşamaya gayret eder.
  Tigris acelecidir. Bazen de sabırsız. Her şey hemen olsun ister. Yanlışlara tahammül edemez, doğrusunu öğretmek için kendini yer bitirir. Küfredenleri ve kaba insanları hiç sevmez. 
 Kendini kısaca şöyle tanımlar ". 42 yaşındaki bedenimde 6 yaşın çocuksuluğu ile 60 yaşın olgunluğunu gül gibi geçindirip gidiyorum." 
  İnsanları çok sever, vatan, Bayrak ve ATATÜRK aşığıdır. 
  Sanat müziği, Şiir, Türk Kahvesi olmazsa olmazlarıdır.
  El işlerini sever. Örgü ve etaminden keyif alır.. Ve tabiki puzzle tutkusu uzun yıllardır yakasını bırakmamıştır
  Kitapların dostluğu yüreğinde  hep başkadır. Kitaplara ve okumaya olan sevgisi sayesinde iki kütüphanede adının  yaşaması ile verilebilecek en güzel ödüle sahiptir.
  Yemeklerle arası oldukça iyidir. Pişirip yedirmeyi çok sever.Yemek saati hele de vakit varsa bir ritüel halinde olmalıdır. Kahve de aynı şekilde en keyif aldığı saatte ve güzellikte olmalıdır.
  Ciğer, pirinç, süt gördü mü kaçacak yer arar.
  Her güzelin bir kusuru vardır ya Tigris de bazen olmayacak ayrıntıları kafasına takar, gereksiz insanlar
için üzülür, vicdanının sorgularından zaman zaman kurtulamaz, ince düşünmesinin acı bedellerini öder. Kafasına taktığı bir şeyi önünde ölümü bile olsa gözü görmez ve yapar , inatçıdır.
  Eskiye çok önem verir. Eski eşyalarda yaşanmışlıkların izlerini arar ve onların kendi yaşamında olmaları için çaba gösterir. Bunu zaman zaman kaleme aldığı yazılarından pek çoğunuz biliyorsunuz zaten. 
  Kısacası iyidir bizim Tigris. " Birisine maddi ve manevi zarar vermekten" çok korkar, kendi yağıyla kavrulup kimseye yük olmak istemez. 
  Yaşama ve insanlara sonsuz sevgiyle bağlıdır.


Gelelim Mimlediğim dostlarıma:
sizi de tanımak isterim


  
   

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 23 Garip Kemancı


Bazen yolunuz öyle bir insanla kesişir ki bambaşka ufuklara doğru akar gider zaman. Yirmili yaşlarımın başında  tam da bugünlerde tanıdığım ve yaşamımın güzelliklerden yana yönlenmesinin baş rol oyuncusu .Müziğin eşsiz büyüsüne kapılıp , hayata başka pencerelerden bakan ve benim de bakmamı sağlayan bir çift ela göz. Mütevaziliğin zirvesinde ,hayatı basite indirgeyip  anlık yaşayan ,  kendini "Ben bir garip kemancıyım ne gerek bana gümüşlü zurna " diye tabir edip paranın sadece bir araç olduğunu her defasında gösteren ,yaşamın hırslarına inat kemanına sarılıp yüreğindekileri arşeye döken ,bir o kadar ince ruhun sahibi. Tepeden tırnağa ,tam bir salon beyefendisi. Boş konuşmayı sevmeyen , girdiği her toplumda kendini de kemanını da  hayranlıkla dinlettiren ,şakanın dozunu esprinin yerini bilip ,kimseyi kırmayan laf sokma çabasından uzak ,nazikliği elden bırakmayan , politika din gibi hassas konularda herkesi olduğu gibi kabul eden engin bir yürek. Üç günlük dünyada geriye bırakacağı bir hoş sada olduğunu bilip , kemanından başka yar tanımayan ,yüreğimde  uşşakta başka , hüzzamda başka , kürdilihicazkarda başka yaralar açan , akan gözyaşlarımın sonuna kadar hakkını veren keman üstadı . Kendini her konuda yetiştirmiş , bulunduğu çevrenin kültürüyle yoğrulmuş  bilge kişilik , güzel insan seni tanımak benim en büyük gurur kaynağım ve şansım .Sanat müziğini bana sevdirmekle kalmayıp sunuculuğa adım atmamı isteyen ve çok genç yaşımda özel çevrelerde bulunmamı sağlayan, beni çok iyi tanıyıp sentezleyen  ve her zaman el üstünde tutup nazımı çeken " ötesi yok gız" sözüyle her defasında her konuda destekleyen kendi deyimiyle " bir garip kemancı " hayatımda hep olduğun , danıştığım her konuda bana  , doğruyu gösterip yön verdiğin için sonsuz teşekkürler , sevgiyle kal Atila Hocam .

22 Mayıs 2016 Pazar

Kuzu Kek

Çocukların şekline bayılıp her seferinde benden yapmamı istedikleri kuzu kekimin dillere destan olduğunu duydum da burada sizinle paylaşmak istedim .
Malzemeler klasik kek tarifinde olanlardan fazla farklı değil. Bu sefer sade yapmayı tercih ettim. Ama istediğiniz çeşitte yapmanız mümkün. 

Malzemeler:

3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 pk. Kabartma tozu
1 pk. Vanilya

Yapılışı:

Oda sıcaklığındaki yumurtalar , şeker ve vanilya şeker eriyene kadar güzelce çırpılır. Sonra sırasıyla süt eklenir çırpılır. Sıvıyağ ilave edilir. Son olarak elenmiş un ve kabartma tozu da ilave edilerek karıştırılır. Kekin temel malzemeleri hazırlanmış olur. İsteğe göre , kuru üzümlü, havuçlu ya da cevizli yapılabilir. 
  Yağlanmış ve unlanmış kalıbın iç kısmına kuzunun gözlerini yapmak için kuru üzüm yapıştırılır ve kalıbın yarısına kadar kek konur ve 165 derece fırında 30 dk. pişirilir. 
   Piştiğini anlamak için kürdan batırılır. Kek kürdana yapışmıyorsa pişmiştir. 
   Fırından çıkarılıp soğumaya bırakılır. Soğuyunca dikkatlice kalıptan çıkarılır.
  Süslemeleri yapılan kuzu servise hazır. Tabiki yemeye kıyabilirseniz.
  

17 Mayıs 2016 Salı

Konstantiniyye Oteli

Selam Dostlar. 
Geçen de dedim ya bu sıralar okuyorum ve okuttuyorum. Okuduklarımı da sizinle paylaşmak beni çok mutlu ediyor.
Bu arada kitabın konusuna, atmosferine uygun tarzda seçtiğim müzikle kitabı okumak bana daha büyük keyif veriyor. Bu kitabı okurken, sanat müziği favorimdi. Özellikle kürdilihicazkar makamını tercih ettim.
Zülfü Livaneli'nin  müziklerini ve kalemini hep beğenmişimdir. Hiç sıkmadan sizi öyle yerlere götürür ki oradan geri dönesiniz gelmez. 

Kitabın adı: Konstantiniyye Oteli
Yazarı : Zülfü Livaneli

Sultanahmet'teki eski Bizans sarayı kalıntıları üzerine İnşa edilen bir otel ve aralık ayının son günlerinde erken yılbaşı kutlaması ile  birlikte otelin açılışı  şehirler şehri İstanbul'un tarihine doğru çıktığınız yolculuk.
Kah gezi parkında bir sokak çocuğu, kah Osmanlı sultanı olarak karşımıza çıkan İstanbul'a aşina simaları ve  Kalburüstü yaşamlardan atıfta bulunulan İstanbul'un başka yüzü.
Konstantin'in Kentinde İstanbul'un izlerini aramaya ne dersiniz? 

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 22 Minik Yürek

Vakit geçen sene bu sıralardı. Masalmış gibi geçti gitti yine zaman. Derin'im sen de büyüdün birinci sınıfı bile bitirir oldun. Bahçede  sıklıkla karşılaşıyoruz ve sen yine koşarak yanıma geliyorsun ve sımsıkı sarılıyorsun. Özlüyorum seni güzellik.

Bazen öyle anlar olur ki ; sonsuz bir sevginin sarmaladığı güzellikte küçük bir yürek , sizi mutlu etmek için hayal dünyasının hazinelerini size sunar . Tıpkı Cuma günü yaşadığım gibi. Meleklerimden Derin , bana çay yerine sanki yüreğinin sevgi pırıltılarını sunuyordu.gözlerimdeki hüznü , neşeyi her an okuyabilen minik yüreğim , seni ve tüm meleklerimi çok seviyorum .

15 Mayıs 2016 Pazar

GırGır....



"Gırgır giren eve dırdır girmez" . Bir zamanların bu reklam sloganıydı, hey gidi hey.
  Tigris bu da nerden çıktı şimdi dediğinizi duyar gibiyim.
Efendim anlatayım hemen o halde. Gözüme takılan eskiye dair ne varsa tam yazmalık diyorum.
Bugün de evin emektarı gırgırımız bana  öyle mahzun mahzun bakıyordu ki,yüreğim burkuldu. ay kıyamam ben sana." Az mı üstünde taşıdın beni "dedim ve soluğu bilgisayarın başında aldım.
 60 yıllarda İzmir'de üretilmeye başlanan ve "Gırgır" diye patenti alınan  bu mekanik alet zamanla bu tür süpürgelerin adı oluvermiş ve her evin başköşesine kurulmuş. Hatta öyle ki, herşeye dantel örmeye meraklı annelerimiz gırgırın örtüsünü de yapmayı ihmal etmemişler.
  Annelerimizin temizlik yardımcısı gırgır ortaya çıktı mı hemen üstüne binerdik. Tabiki anne terliği  ve en tiz perdeden annenin sesi de arkamızdan bizi kovalardı."kaç kere dedim sana üstüne binme kıracaksınnnnn" Arap sabunu kokulu Bünyan ya da Isparta halılarının üstünde dans eder gibi nazlı nazlı süzülür, ne var ne yok içine toplardı. Bazen de alt kapakları birden açılır ne kadar toz varsa halıya dökülürdü.  Haa bir de sapını mikrofon olarak kullanırdık.. O dönemin en moda şarkılarını söylerdik, bir sanatçı edasıyla.
 Misafirin "Aaa ne temiz eviniz var" sözünden gururlanan evin hanımı "yok canım ortalığı bir gırgırladım o kadar" diyerek çok temiz  titiz olduğunu da içten içe belirtmeden edemezdi. Yani aslında" hergün temizlik yaparım, evi silip süpürürüm, siz gelmeden de gırgırla son bir üstünden geçtim" manasına gelirdi bu sözü.
 Nerde şimdi o  canım el dokuması Isparta halıları, Bünyanlar. Evimize duvardan duvara serilen,naylondan halılar gelince, amerikan bezinden kılıflarda naftalin kokuları içinde kapı arkalarına saklanır oldular.  Çalı süpürgesinden sonra devrim niteliğinde sayılabilecek gırgır  da yerini artık son yıllarda elektrikli süpürgeler ve şarjlı el süpürgelerine  bırakır oldu. Hatta ve hatta üretilmiyormuş artık. Her ne kadar büyük gırgırlar bir bir evlerimizi terk etseler de hala her evin bir el gırgırı vardır. Öğrenci evlerinin de vazgeçilmezleri arasındadır. Rengarenk plastikten envai çeşitte üretilmiş el gırgırları küçük kırıntıları toplamakta oldukça başarılıdır. Şarjlı el süpürgesini açana kadar iki dakikada alıverir, toz kırıntı ne varsa. Hatta evin en küçüğü bu işle görevlidir. " Hadi yavrum şu kırıntıları bir gırgırlayıver de basmayalım, gühatır" denir ve çocuk büyük bir heyecanla gırgırlar her yanı.
  Ama oyuncak gibi oynamalarına asla izin verilmez, hele de evin yaşlı bireyleri tarafından azarı yemeden duramaz. " Hadi kaldır yerine, kıracaksın, tozunu yere dökeceksin" sözleri eşliğinde el gırgırı çıktığı köşesine geri girer. 
  Sahi sizin evin de bir gırgırı ve her fırsatta üstüne binen bir ufaklığı var mıydı?
  
  

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Pınar Labneli Mercimekli Mantı



Bizim yörede Mantı ve çoğu börek yeşil mercimekle yapılır. Anadolu kadını yöresindeki lezzetleri harman edip ailesinin önüne sunmada çok başarılıdır. Hatta bu yöreye özgü kum mercimekle yapılırsa tadından yenmez. 
Geleneksel mercimekli mantımızı bu sefer Pınar Labneyle yapmayı istedim. Sonuç mükemmel oldu. 
Benim mantı yaptığımı duyunca sakın hamur açtığım aklınıza gelmesin. Yılların eskitemediği Eskişehir'in bu işin uzmanı esnafları sağolsun. Ben güvendiğim yerlerden hazır alıyorum ama siz evde kendiniz yapabilirsiniz. 

Malzemeler: 

Hamuru için: 
3 su bardağı un
1 yumurta
1 tutam tuz
Yarım su bardağı su 
   
İç malzemesi: 
1 su bardağı yeşil mercimek 
1 orta boy soğan 
Tuz ,karabiber ,pulbiber
 
Sosu için: 
1 pk Pınar Labne
2 çorba kaşığı yoğurt
3 diş sarımsak 
2 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kalığı salça 
Pulbiber, nane , kekik

Yapılışı:

-Önce içini hazırlamak için yeşil mercimek haşlanır. Soğan kavrularak haşlanmış mercimek, tuz, karabiber, pulbiber eklenir. Soğumaya bırakılır. 

- Hamurun malzemelerinin hepsi karıştırılarak kulak memesinden biraz sert hamur elde edilir ve 30 dk. dinlenmeye bırakılır. 
  Dinlenmiş hamur açılarak kare kare kesilir. İç malzemeleri konan hamurlar mantı şeklinde kapatılıp hafif yağlanmış tepsiye dizilir, üzerleri kızarana kadar fırınlanır.
  Mantı fırından çıkınca salca ve sıcak suyla hazırlanmış sos üzerine gezdirilir ve ocakta kapak kapatılarak pişirilir. Mantılar yumuşayınca ocak kapatılır. 

- Sarmısak , Pınar Labne ve yoğurt karıştırılarak üst sosu hazırlanır.
 - Hafif soğuyan mantıların üzerine labneli yoğurtlu sos dökülür. 
- tereyağı kızdırılır , istenirse bir parça salça , pul biber eklenerek mantının üstüne dökülür. 
- Nane ve kekikle süslenerek servise hazır hale gelir. 
- Afiyetle 

12 Mayıs 2016 Perşembe

Senden Önce Ben


Selam blog dostlarım.
Tigris bu sıralar kitaplarla yatıp kitaplarla kalkıyor. Okuduğum son kitap ,sayısını unuttuğum kere başlanıp ,bir türlü bitirilememişti. Kitabın bunda hiçbir kabahati yok a dostlar Tigris'e bazen kal geliyor ve kitabı bırakıyor. Ya da maymun iştahlılığı tutuyor başka kitaba başlıyor.
 Bir süredir rahatsızlığım nedeniyle okumaya da  ara vermiştim. Baharın gelmesiyle bende bir coşku bir heyecan. Bugünlerde gece gündüz demeden kitap okuyorum, bitirmeden de gözüme uyku girmiyor. O kadar çok kitap birikti ki sırayla yazayım artık. 
 Bugün tanıtacağım kitap :
Adı: Senden Önce Ben
Yazarı: Jojo Moyes
 2013 yılında aldığım fakat kaç defa okuyup bıraktığımı benim de unuttuğum, hem çok heyecanlanıp bir an önce bitireyim dediğim , hem de nasıl olduysa, her seferinde yarım bırakıp üstüne bir sürü kitap bitirdiğim muhteşem eser.
Bu sefer iki günde okudum. Bazen kitapları okumanın zamanı olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar akıcı bir dile de sahip olsa, zamanı değilse o kitap bitmiyor bitemiyor. Başka kitaplarda da yaşadım bunu .
Bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye mahkum olan Will ve onunla yolları kesişen Lou'nun muhteşem ve bir o kadar da acıklı hikayesini konu alan kitapta, özellikle son bölümleri okurken ,gözyaşlarınız da duygularınıza eşlik ediyor. 
Eh bir parça tadımlık yazdım. Merak edin ve hemen okuyun. Sevgiyle

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Cafe Tigris'e Hoşgeldiniz


Merhaba blog dünyasının güzel insanları. Yine keyifli bir güne uyandım. Haftanın bloğu seçilince yüzümde açan binbir renk gülleri görmeniz lazım. Bu hafta  da sevgili Derya haftanın bloğu Cafe Tigris demiş Deli kızın bohçası . Asıl beni sevindiren şey kütüphanem için başlattığım kitap kampanyasını duyurması ve bunun için diğer blogger arkadaşlarım gibi bin bir çaba göstererek kitap kampanyasına destek olması.
  Bu hafta bir değişiklik yapıyorum. Haftanın bloğu yerine  hem gelen misafirlerimi bir hafta ağırlamak hem de  kitap kampanyası hakkında bilgi vermek adına hoşgeldiniz  yayınımı paylaşmak istiyorum.
   Öncelikle cafeme hoşgeldiniz. Başımın üstündedir yeriniz. Genellikle , güllü lokumla birlikte Türk kahvesi içilir burda ama siz ne istersiniz? 
Bizde gelen misafirlere iade- i ziyarette bulunmak adettendir. Yeni gelen dostlarımız blog adreslerini yorum kısmına yazarlarsa seve seve gelirim. 
Umuyorum ki kendinize dair bir resim , bir yazı, bir şiir bulacağınız Cafemde dostlukların en güzel temeli atılacaktır. Sohbetimiz sevgi üzerine ve bütün güzelliklere dair olsun.
 Bu arada kitap kampanyasına katılan dostlarımdan geri dönüşler alamadım. Merakla bekliyorum. Katılan arkadaşlar kitapları göndermeye başladılar mı acaba.?
Kampanya hakkında detaylı bilgi için Tık tık

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi: 21 Hayata Merhaba


Geçen haftaki nostaljik yazımda Pencere Önü Sakinleri ni anlatmıştım.. Bu hafta da dünyaya merhaba dedikleri yazıyı paylaşmak istedim. Aradan tam bir yıl geçmiş


Çok değil bundan bir kaç hafta önce , bahsetmiştim penceremin yeni sakinlerinden . Pazar günü minik yavruları görünce nasıl sevindim nasıl...Hayata merhaba diyen iki minik kalp.Hayattan bezmiş ,herşeyi kendine dert eden , küçük şeyleri abartıp adeta rahat batan , dünyanın  anlamsız ritminde kaybolup yapmak istediklerini yarına erteleyen , hep birşeylere geç kalıp küçük mutluluk paylarından kendini mahrum eden yüreklere örnek olası yaşamanın çok güzel olduğunun kanıtı .Benim minik güvercinlerim büyüyüp yeni yavrular dünyaya getirecekler .Yaşamak için hep bir amaçları ve güçleri olacak.Ne duruyorsunuz, o atmakta zorlandığınız ve geç kaldığınız  küçük adımla başlayacak bütün güzellikler.

8 Mayıs 2016 Pazar

Annelerin Günü



Jarvis'in çok küçük yaşta annesini kaybetmesi ile birlikte ortaya çıktığı düşünülen anneler günü , Antik Yunan mitolojisinde pek çok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea adına, ilkbahar mevsiminde,onuruna verdikleri festivale dayanır. Yine ana tanrıça Kibele onuruna kutlanan festivalle anneliğin ,doğurganlığın önemi bir kez daha karşımıza çıkar .
  Havva annemizden bu güne insan neslinin anne karnında başlayan ve bir ömür boyu da annenin sırtında devam eden yolculuğu hiç kuşkusuz kadının en büyük başarısıdır.
 Günümüzde kapitalizmin , diğer özel günlerde olduğu gibi, anneler gününü de esir alması ; bu günün anlamı dışına çıkıp kutlama zorunluluğu haline getirilmiş olması üzücüdür.
  Halbuki  her başı sıkıştığında "anneeee "diye ağlayan bir çocuğun, annesini hatırlamak için böyle özel bir güne ihtiyacı olmadığını  hepimiz biliyoruz.
  Hergün her an istesek de istemesek de kalplerinin yarısı evlatları için çarpan bütün annelerin anneler gününü kutluyorum ve hepsinin ellerinden öpüyorum. Sevgiyle



5 Mayıs 2016 Perşembe

Hızır Günü ( Hıdırellez)

                            

Binlerce yıllık kadim geleneklerden birisi de Hıdırellezdir. Eski takvime göre Yılın yarısının kış yarısının  da yaz mevsimi olduğu günlerin, Kasım günleri ( 8 Kasım - 5 Mayıs ) , Hızır günleri ( 6 Mayıs - 7 Kasım) , en önemli belirleyicisi olan Ruz-ı Hızır ( Hızır Günü) Anadolu coğrafyasında çok çeşitli geleneklerle kutlana gelmiştir.
Günümüzde büyük şehirlerde kutlamalar eski coşkusunu yitirip, bir bir yok olsa da Anadolu'nun her yerinde hıdırellez geleneklerini sürdüren pek çok insanımız vardır.
İnsan oğlu doğadaki olaylara göre yaşamını düzenlediği için, doğadaki büyük değişimleri de kendince bir bayram havasında  gelenekselleştirmiş ve günümüze kadar getirmiştir.
Kültürler birbirlerinden etkilendikçe gelenekler de kültürlere göre şekil almış. Dinlerin de etkisiyle her toplum mensup olduğu dine göre geleneklerini sürdürmüş. Kimi Nevruz ( yeni gün )demiş. Kimi Paskalya, kimi de hıdırellez ( hızır ilyas )
Kırmızı ve yeşil renkler, ateş, su bütün geleneklerin ortak noktası olmuş. Her birinde bolluk ve bereketi simgeleyen yiyecekler ön plana çıkmış. (Yumurta, buğday) İnsan oğlu var olduğu sürece. adına ne denirse densin baharın gelişi kutalanmaya devam edecektir.
    Anadolu'da Hıdırellez geleneği, Hızır ve İlyas, her yıl 5 Mayıs’ı, 6 Mayıs’a bağlayan gece bir gül ağacının dibinde veya bir su kenarında buluşması inancına dayanır.Hızır ve İlyas bolluk, bereket  dağıtıp insanların dileklerini yerine getirir. Hıdırellez günü evler temizlenir, yeni kıyafetler giyilir. Bütün bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak içindir. Hızır, yeryüzünde gezindiği yerlere ve dokunduğu her şeye feyiz ve bereket bahşeder. Bu nedenle Anadolu’da 5 Mayıs gecesi kilerlerin, yiyecek kaplarının, para  keselerinin ağızları açık bırakılır, gül ağaçlarının dibine dilekler çizilir, dallarına kırmızı bezler bağlanır. Hıdırellez sabahı güneşle birlikte evlere bereket doğar. Doğanın ve tüm canlıların uyanmasıyla şifa ve sağlık bulmak, nazardan korunmak, sıkıntılardan kurtulmak için ateş üzerinden atlanır, evlere söğüt dalları asılır, yumurtalar boyanır, salıncakta sallanılır, niyet çömlekleri hazırlanır ve maniler söylenir. Bu kutlu bahar günü daima ağaçlık alanlarda veya su kenarlarında neşe ve coşkuyla kutlanır."
     "Halk arasında Hızır’ın adı etrafında birçok atasözü ve deyim teşekkül etmiştir: ’Adım Hızır, elimden gelen budur.’ ’Hızır mısın mübarek?’ ’Hızır gibi yetişti.’ ’Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.’ Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil’ gibi. Destanlardan efsanelere, masallardan aşık edebiyatı ürünlerine dek birçok sözlü anlatıda da karşımıza çıkan Hızır motifi, Türk toplumunun bu külte atfedilen bellekteki yerini göstermesi bakımından önemlidir."

3 Mayıs 2016 Salı

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!



Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.
Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.
Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.
http://www.unutkananneler.com/
Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Haftanın Bloğu: İstanbul İstanbul Olalı


Mayıs ayının ilk salısı ve haftanın bloğu etkinliğimiz  hız kesmeden yoluna devam ediyor. İstanbul'a gelmişken bir hafta daha soluklanalım istedim. İstanbul'u da bize en iyi kim anlatır ,tabiki de sevgili blogger bolat anlatır. Şehir araştırmacısı bloggerimiz, bir bakmışsınız ki çocukluğunun İstanbul'unda merdiven başındaki komşu sohbetleriyle karşımıza çıkmış ya da radyoda İstanbul'un efsanelerinden dem vurmuş. Bir bakmışsınız İstanbul'a yazılan şarkıların sözlerinde en güzel anları yakalayıp önümüze sermiş. Ve yahut İstanbul'un kanayan yaralarına çareler aramak için neyi var neyi yok dökmüş ortaya. İstanbul'un uğurlu kapılarının ipini çekmiş de ser verip sır vermemiş. En iyisi mi siz gidin  misafiri olun, boğaza karşı iki de çay söyleyin. Sohbetiniz sevgi üstüne en çok da İstanbul'a dair olsun.

İstanbul İstanbul Olalı.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Tigris Kütüphanesi Kitap Kampanyası



Sevgili dostlarım . 22 Nisan 2016 Cuma günü adımı yaşatan bir kütüphanem daha olduğunun haberini sizinle paylaşmıştım İkinci Kütüphanemve Kütüphanem için kitap kampanyası çağrısında  bulunmuştum. Duyarlı dostlarımdan gelen talep üzerine kampanyanın duyurusunu yapmayı kendime bir görev bilirim.
Oradaki çocukların gözlerindeki sevince ortak olmak isteyen siz güzel yürekli dostlarım. Köyde kurulan bir kütüphane olduğundan dolayı köy halkının da yararlanmasını amaç edindiğimiz için onlara yararlı olabilecek her türlü kitabı gönderbilirsiniz.
tigrisdriver@gmail.com
adresimden gerekli iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz. Kitapları ister bana ,isterseniz de direkt  köye de postalayabilirsiniz.
Umuyorum ki bu kampanya çok kişiye ulaşıp ses getirecektir. Sevgiyle.

Okul adresi.
Kınık İlkokulu / Ortaokulu
Kınık köyü Pazaryeri/ BİLECİK
Tel: 0 228 383 60 28
Okul Müdürü: Mehmet Güven

Nostaljik Pazartesi : 20 Pencere Önü Sakinleri

Geçen sene bu zamanlardı, heyecanla beklemişim. Evimin yeni misafirlerini.

Dün sabah erkenden kalktım,camları açıp güneşin enerjisini içimde hissetmek istedim. Perdeyi kaldırdım ki bir de ne göreyim. Benim minik bahçeme kiracılar taşınmış. Perdeyi usulca kapatmak zorunda kaldım. Bir kaç yıl öncesinde olduğu gibi  anne güvercin yuva yapmış .Yavrular çıkıp da uçmayı öğrenene kadar bu cam  açılmayacak , hatta perde kımıldatılmayacak bile .Küçükken yaz tatillerim anneannemlerin üç katlı ahşap evinde geçerdi. Çatı katını kendilerine yuva edinmiş güvercinleri her gördüğümde anneannem" aman yavrum sakın yuvalarını bozma  " diye tembihte bulunurdu. Çocuk aklımla onları korkutmamak için elimden geleni yapardım. Şimdi o günleri yeniden yaşar gibi , anneannemin kulağıma küpe sözünü hiç unutmadan bebek güvercinlerimi  ve onların uçtuğu günü görmeyi umutla bekleyeceğim .

1 Mayıs 2016 Pazar

1 Mayıs


Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı
Çocuk Kalbi kitabını bilmeyeniniz yoktur sanırım.Eğer varsa da başucu kitabı olacak güzellikte bir kitap olduğunu hatırlatmayı kendime bir görev olarak görürüm.
Enrico adındaki İtalyan bir çocuğun okul ve sosyal yaşamı hakkında, yazarın kendi oğlunun günlüğünden esinlenerek yazdığı, bir kitaptır. Bir çok dile çevrilen kitap eğitim bilim uzmanlarınca dünyanın en yararlı çocuk kitabı olarak kabul edilmiştir.
 Siz şimdi diyeceksiniz ki " Başlıkta 1 Mayıs yazıyor, bu kitapla ne alakası var  Tigris". Ben zaman zaman çocuk kalbini okurum, olaylardan kendime gereken dersleri çıkarırım. 
Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı "Emek ve Dayanışma Günü"
Çocuk kalbi kitabında Enrico'nun arkadaşı, duvarcı ustasının oğlu ile ilgili bölümde , babasının  Enrico'ya yazdığı mektupta işçinin, emekçinin, çalışanın alınterinin ,çalışmanın işaretlerinin kir olmayacağını, hiç aklımdan çıkmayan,Somadaki maden kazasında  göçük altından çıkarılan madencimizin canının kurtulduğuna bile sevinemeden , yaptığı işin izlerinden utanıp " Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin" sözlerinin başka türlü ifade edilemeyeceği güzellikte dile getirmiştir.

 
  kendi payıma düşen kısmını alıp sizlerin de payınıza düşenden faydalanmanızı diliyorum. 
Bütün İşçilerin Emekçilerin gününü gönülden kutluyorum. Sevgiyle.

 

Öne Çıkan Yayın

Selam Dostlarım. Epeydir Kahveli Söyleşilere yer vermiyordum. Bildiğiniz gibi bu başlık altında çocukluğumun en güzel anılarını sizlerle...